Kategoriler

19 Şubat 2012 Pazar

Gelincik'ler Açıyorrr


Anacım... Keyifli şeyler döktüreyim istedim oturup... Aklıma bişeycikler gelmedi. Kalktım 
(Lafın gelişi tabii, yoksa gayet güzel oturduğum yerdeyim yani :)
 İki gaste karıştırayım, bi program izleyeyim, üç - beş lakırdı duyayım dedim... Bir de yazacağım zaman ki galiba maymun iştahlıyım biraz, tek bir konu üzerinden gidemiyorum, sıkılıyorum. Konudan konuya atlıyorum. Beynim de öyle çalıştığı için sanırım, sürekli düşünen ve yerinde duramayan biriyim. Lakin bu sadece zihinsel değil. Bedenen de durduğum yerde duramam. Yaşlılık emareleri olsa gerek, vücut da tekliyor, türlü türlü ve alengirli hastalıklar peydahlanıyor?!

Mesela 'HuzursuzBacakSendromu' adlı (parçayı dinliyoruz şimdi de çikolata renkli sanatçımızdan) ilginç mevzu var mesela?! Öyle saatlerce bir yerlerde oturup, yatamazsın. Kımıl kımıl dolanman, hareket etmen lazım illaki. Hayır o değil, bi'de 'KronikYorgunlukSendromu' mevzubahis ki onu hiç sorma! Aslanım Garfield modu!! Mümkünse hareketin -h-sini bile yapma yani. Duymazdan gel, görmeze git... Yat yatabildiğince kıpraşmadan. Hasta kabul gibi sana gelsinler, oynatma tek bir kasını bile... (Aa yavrum, aa yavrum... Nasıl, köprüden rahat geçebildiniz mi?) 
E, hem zihin hem beden kıpır kıpır ve de buna mukabil tembel olunca kendiliğinden de bir maymunluk hali oluşuyor insanda ister istemez tabii… 
Aman, insan nelere alışmıyor ki şekerim ama değil mi? Kim bilir kimlerin ne dertleri var anacım?...

Ne diyordum, hah... Keyifli bir şeylerden bahsedeyim istiyordum. Kaldı ki ciddi olduğumu gören  nadirdir. ('Nadir' benim en yakın arkadaşımdır' diyormuşum?!... Ehe... Tamam, tamam sustum.) Hayat da aslında çok ciddiye alınacak bir yer değil yahu... Tamam çok da laylaylom yaşayalım demiyorum, önemsenecek şeyleri dikkate alalım, sesimizi çıkaralım da, kendimizi pek ciddiye almayalım?! Negatifliklerden (ne demekse?) ve öyle kişilerden uzak durup, olumlu düşünüp mutlu olalım istiyorum. Aklıma güzel bir şey geldi ondan bahsedeceğim, bak dinle… 

 Ben de bir kadınım ve kadına dair her konu beni de ilgilendiriyor doğal olarak. Takıntılı olduğum şeyler var memnun olduğum ya da sinirlendiğim. Örneğin; kadına yönelik şiddet konusuna takıntılıyım. 'Güzel' olan bu değil tabii, devamı var; Bir programda izledimdi epey oldu, Ankara Barosunun sevindirici ve başarılı bir çalışması olmuş. ‘Dur’ dedim hemen bakayım, neler olup bitiyor ki sonra da paylaşayım. O an paylaştımdı zati...

Adını 'Gelincik Projesi' koymuşlar. Mağdur kadınlara yardım eli uzatacaklar ve bir 'Alo' mesafesinde olacaklar. En hoşuma giden kısmı ise, telefonları cevaplayacak olan kişilerin 'sosyal ve psikolojik iletişim teknikleri' konusunda eğitim almış uzman avukatlar olması. Evet... 
Ben en basit bir telefon görüşmesi dahi yaparken, bilgi alacağım konuda iki lafı bir araya getiremeyen insanlara katlanamıyorum. Kaldı ki, çok ciddi bir olay ve yardım isteyen bir mağdur var ahizede. Sıcacık, içten, samimi, yardıma hazır, güven telkin edici, yönlendirici bir konuşma ve ses tonu gerektirir durum.
 Öyle deme ayol, o kadar önemli ki bu! Diyorum ya, en basit konuda bile 'hadi be senle mi uğraşıcam...' deyip telefonu takadanak kapattığımı bilirim, konunun anlam ve önemine binaen güzel sözcükler eşliğinde!.. 
İletişim öncelikle telefon ile başlayacağından bu kısım çok önemliydi ve en başta 'geçer' not aldılar bence. Ve umarım pek çok yaraya merhem olabilir bu proje. Her 10 kadından 4'ünün şiddete maruz kaldığını, 2'sinin tacize uğradığını düşünürsek, çoktan hayata geçmesi gerekirdi böyle bir projenin diye hayıflanabiliriz bile. Fakat hiçbir şey için geç değil. Zararın köşesinden dönsek yol yakınken, kardır...

Projeye neden bu adı verdiklerini de Gelincik çiçeğini tarif ederek cevaplıyorlar;
"Gelincik çiçeği; kendi doğasında güçlüdür. Rüzgarlara karşı direnir, dimdik durur. Ama hunharca bir el ona uzandığında, sert bir dokunuşta; nazik bedenini toprağa bırakıverir. Öğretilmiş bir çaresizlikle, sessizce, isyan etmeden."

Sevdim. İlk defa bir harekete, projeye inanmak istiyorum. Olacak yahu, güzel şeyler olacak...
Ha, ‘İlk defa…’ derken, daha önce hiç mi güzel şeyler yapılmıyordu da bu ilkti? Tabii ki hayır. Lakin ayakları çok sağlam yere basıyor gibi geldi projenin.
Ve fakat sitesine baktığımda çok yeni gelişmeler göremiyorum. Yazılar falan eski tarihli. Acaba diyorum, bir internet özürlü olarak ben mi bakmasını beceremiyorum?! (Bi bakar mısın sen de be ya?)
O ara (projeyi tanıdığım zaman) bir programda izlemiştim şöyle bir manzarayı; 
İstanbul’da bir ‘Sığınma Evi’, kadıncağızların yana yakıla kaçtığı kocalarını yanlarına getirip, bir odada barışmaları için görüştürüyormuş! Oradan kaçan (!) bir kadın kendisi anlattı. 
Hadi buyurun bakalım? Sığınmak ve korunmak için gittikleri yerde, pisipisine kocalarına geri teslim ediliyorlar tekrar takrar dövülmek, sövülmek, öldürülmek üzere! Bu başından atmak değil de nedir senden yardım isteyen kadın yaptığın? Sonuna kadar yanında olamayacak, abuk sabuk şeyler yapacaksan, kapat git orayı kardeşim! Allahallah yahu… 
Bak durduk yere sinirlendim şimdi, aklıma geldi de… Hiç mi bir uzman’ın, psikolog’un, avukatın yok merkezinde de, seni uyarmıyor; ‘Böyle iş mi olur?’ diye? 
Aman ya, zaten sıkıcı günler yaşıyoruz, bir de bunları duyuyorum asfalyalarım atıyor iyice...

Şiddetle kınıyoruz ya şiddeti bir de?! Seviyoruz da galiba. Mesela bana bir tecavüzcüyü, bir sapığı, bir dayakçıyı verin; kıtır kıtır doğrayayım. Sen yapmaz mıydın? Elbette yapardın!. Hadi itiraf et. Tabii nerde, nasıl yapıyoruz gerçek dünyada? Kendi adaletini sağlama çabasıyla suçluya, bizim 'oh olsun, hak etti!' diyerek izlediğimiz sahneleri yaşatan sanal  karakterlerin yerine koyuyoruz kendimizi... 
Bak, adaleti sağlamak isterken bile şiddete başvuruyoruz. Ne ilginç değil mi? Vallahi de ilginç, billahi de enteresan. Yani film ya da dizilerde, kendi doğrusunu yapan, intikam alan karakterlere bakıp iç geçirmiyor muyuz;
 'Ah ulan böyle bir imkânım olacaktı, ben daha neler neler yapardım. Bu da bir şey mi?' demiyor muyuz? 
Elbette diyoruz, hiç inanmam itiraz etme?! Ben diyorum şahsen. Aha da dedim; Örneğin bir 'Dexter' da ben olmak isterdim. Ama tabii bunların hiçbiri, adaleti sağlamak için gerekli, yeterli, sağlıklı ve etik değil. 
Şükür ki, Gelincik Projesi gibi hareketler çoğalıyor ve biz de kendimizi Yüce Adalet'in (!) kollarına huşu içinde teslim ediyoruz, bir yandan da dua ederken...

 O halde ne yapıyormuşuz cancağızım?
 Boş hayalleri bırakıp, gerçek dünyaya dönüp, oturduğumuz yerden kalkıp harekete geçiyormuşuz. Kendimiz bir şeyler yapamıyorsak, yapanlara destek veriyormuşuz. 
Hadi bakalım o zaman, şöyle bir göz atıver duyarlı insanlar neler yapıyorlar?

Telefon:  444 43 06



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet