Kategoriler

27 Ekim 2011 Perşembe

Ya Medet

Çok sevdiğim arkadaşlarım var benim;
Apayrı fikir ve görüşlerde,
Farklı tabiyette ve inançta,
Ayrı zevklerde,
Apayrı zihniyette,
Farklı bakış açısında olduğum arkadaşlarım...
Hepsiyle de çok iyi anlaşır, güzel vakit geçiririz.
Nasıl mı? Cevap:
SAYGI...
Karşılıklı sevgi, hoşgörü ve saygı ile...
Herkes, karşısındakini olduğu gibi kabul ediyor ve ayrılıkları birlikteliğe dönüştürüyor.
Zıt fikirlerini rahatça ve insanca tartışıyor, uzlaşamasa bile tadında yapıyor tavrını.
Aslında bu kadar basit... Karşındakinin de senin gibi yaşamaya ve sevilmeye hakkı olan bir insan olduğunu hatırlaman yeterli.
Sevmediğin birine bile, saygı duymuyorsan da göstermek zorundasın. Onu sevmediğin için, senin gibi olmadığı için yargılama hakkına da sahip değilsin.
Sevgi, her şeyin ilacı oysa ki.... Sevgisiz - Saygısız insanlar olup çıktık.
O kadar basit ki aslında tüm bunlar. Sevmeyi bilmek, bilmiyorsak öğrenmek yeterli...


Sevgi; değer vermektir, karşındakinin yaşam hakkına saygı duymaktır.
Sevgi; birliktelikten kuvvet almak ve bundan mutlu olmaktır.
Sevgi; hiç kimse için ayırımcılık yapmamaktır.
Sevgi; iyiyi - güzeli olduğu kadar, acıyı ve kederi de paylaşmaktır.
Sevgi; başkasının mutluluğundan haz almaktır.
Sevgi; karşıdakini mutlu ederek mutlu olmaktır.
Sevgi; insanı insan yapan en zenginleştirici duygudur. 


Bizim gibi olmayan, bizim gibi düşünmeyen, hoşlandığımız şeyden hoşlanmayan biri olduğu için karşımızdaki insanı yargılamamalı ve kendi kalıplarımıza girmesini istememeliyiz.
Düşmanca beslediğimiz kin, önünde sonunda bizi yiyip bitirecek ve insanlıktan çıkaracaktır. Kalbimizde kin - nefret değil, sevgi barındırmalıyız. Sevemediklerimize de saygı göstermeyi öğrenmeliyiz.
Bu hayat, ne sadece benim, ne de sadece sizin. Hepimiz bir şekilde yaşamımızı sürdürmek zorundayız ve o da sınırlı bir süreyi kapsıyor.
Bir gün elbet öleceğiz, aynı yerin altına gireceğiz. O halde, neden yerin altını üstüne getirmeye çalışıyoruz, kalplerimizi bir araya getirmek varken?


Sevgi - Saygı - Barış - Huzur dolu günler bizimle olsun...

Hayat Devam Ediyor

Hayat devam ediyor...

Ben heyecan kıpırtıları yaşarken sevinçle, başka birinin ödü kopuyor heyecandan...
Ben makarnamı domatesli mi peynirli mi yesem diye düşünürken, başka biri
ona pişirebileceği bir makarna verilir mi diye düşünüyor...
Ben üşüdüğüm için yumuşacık battaniyeme sarılırken, başka biri sarılabileceği hiçbir şeyi olmadığı için üşüyor...
Ben canım sıkıldığı için alışverişe çıkarken ağzına kadar dolu olan dolabıma atacağım şeyler almak için, başka birinin giyecek tek bir giysisi olmadığı için canı sıkılıyor...
Ben bir sevgilim olmadığı için kendimi yalnız hissederken, başka biri çok sevdiği kocasını kaybettiği için yalnız kalıyor...
Ben Tv de zapping yaparken aylak aylak ne istediğini bilmeden, başka biri istediği hayatı yaşayamadığı için program bile yapamıyor geleceğe dair...
Ben üç çift ayakkabımın diğer rengini de almak için mağaza mağaza gezerken, başka biri kaybettiği bacağına protez yaptırıp güzel bir ayakkabı giyebilmeyi hayal ediyor.
Ben mutluluktan uyuyamazken sabahlara kadar, başka biri yatacak bir yatağı olmadığı için sıcacık bir uyku çekemiyor...
Ben saçımı ne renge boyatsam diye kararsız kalırken, başka biri ansızın yakalandığı bir illetten dolayı saçsız kalıyor...
Ben yaşarken, başka biri bir yerlerde ölüyor...



Biri doğarken gelmek için yeni hayatına, başka biri diğer hayatına gitmek için ölüyor. Ve 

Hayat böylece devam edip gidiyor...






Türk Milleti olarak çok vicdanlı, duygusal, iyilik severiz... İyi hoş...
Lakin bi alemiz anacım... Alttan alttan başka duygularımız var esasen...
Öğretilen, dayatılan, empoze edilen, edindiğimiz duygularımız...
Ağlayana, güçsüze, ezilene acıyıp üzülüyoruz, evet...
Ama gülen, güçlü ve pozitif birini görünce sinir oluyoruz hasetimizden...
Evet öyle... Aynen böyle...
Milletçe şarkısından, dizisine, şov programından, evlilik zımbırtısına kadar nerde ağlak, nerde acınası, nerde zavallı, nerde bizden kötü durumda olanları görüyorsak onu izliyoruz, dinliyoruz... Evet, durum bu...
Acımayı, sevgi sanıyoruz... Ağlayanla ağlar görünüp, gülenle kahkaha atamıyoruz...
Başkasının mutsuzluğunda ahlayıp vahlıyor, mutluluğunu yuhluyoruz...
Evet, öyle... Parası olanın parasını haram kılıyoruz, parasını kaybedene 'helal olsun' diyoruz...
Ayıplıyoruz, kınıyoruz bilmeden etmeden tanımadan önyargılarımızla...
'Zavallıcık' diyoruz üzgün mimiklerimizle ve özel efekt oskarı görselliğimizde...
Bilmiyoruz ve öğrenmeye de çalışmıyoruz gerçek insan olmayı...
Acıların çocuğuyuz, acıların kadınıyız... Acılı seviyoruz her şeyi...
İsot'lu olsun istiyoruz hayatlar... Ama başkalarının hayatı tabii ki; onunla dertlenebilelim...
Lakin kendi yaşantımız cillop gibi olsun ha... Herkes bizden daha aşağıda, daha hüzünlü, daha kederli, daha muhtaç olsun ki; öğretildiği şekliyle -merhamet- duygumuzu tatmin edebilelim... Evet... aynen böyle...
Hiç bir zaman ve hatta kendimize bile itiraf edemesek de aynen böyle...
Bilmiyoruz sevmeyi de sevilmeyi de...
Vicdanımızı rahatlatmayı umuyoruz süslü tavırlarımızla...
Unutuyoruz üç beş zaman sonra acıdıklarımızı da...
Oysa kendimiz acınacak haldeyiz...
Bilmiyoruz...

Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet