Kategoriler

30 Ağustos 2011 Salı

BİRİNİ TANIMAK İÇİN EVİNE GİTMENİZ YETERLİDİR! 'YÜCE ÖĞRETİ' İÇİN OKUMAYA BAŞLAYINIZ!


Yeni biriyle mi tanıştın? Adı üstünde yeni tanıştın ya, her bi'şeyi bilemezsin hakkında. En uygun zamanda evine gitmelisin. Valla... Bak nasıl sırıtıyo ya? Ayol, kalbin kötü senin, yakından tanımaya yardımcı olsun diye gidicen... Baktın asayiş berkemal, etraf süt-liman, şahıs very nice... O zaman Allah ne verdiyse, nasıl istiyosan öyle yap, durduğun kabahat! :)

Diyelim ki sohbeti ilerlettin, evine gitmeyi göze aldın... (Tabii, neyle karşılaşacağını da bilmiyorsun ki anacım, ne olur ne olmaz, yaşar ne yaşar ne yaşamaz... Di mi ama?) Eve girdiğinde ne hissettin hemen kapıda? Kendini daha baştan kötü hissettiysen ki enerjiden bahsediyorum, ardına bakmadan kaç! Baktın, hiç fena değil, yola devam... İçine dolan ılık huzurla otur şimdi kanepeye. 
(Bu arada gündüz ise sorun yok lakin gece ise ve ışıkları azaltıp, müzik koyduysa hazır ol niyet belli! Bi de film izlemek istiyorsa durum 'banko'dur. Yahu, sen de istiyorsan tabii ki sorun yok da konu o değil, niye dağıtıyorsun ki şimdi kafamı? Evini araştıracağız şahsın ya...)

İzzet-i ikramda bulunuyo mu, seni rahat ettirmek için elinden geleni yapıyor mu? Onlara bi bak bakalım. Eşyalarına bak, nesi var nesi yok ve neye önem vermiş bi incele. Mesela, playstation seviyordur ona göre düzenek kurmuştur ya da film manyağıdır homecinema gıcırdır ve yahut müzik delisidir katman katman ses sistemi mevcuttur? Akvaryum'u vardır belki? Gitarı filan? Toz-duman var mı etrafta, bi kadın gelmiş de temizlemiş gibi mi, yoksa günlerdir el değmemiş gibi mi? Bi bak, bi gör. Öyle mal mal oturma, incele. 

Çişe mi gitti? Hah... Hemen kanepenin altını üstüne getir, bak bakalım orasına burasına sıkışmış ona ait olmayan bi'şey neyin var mı unutulmuş ya da aceleyle oraya saklanmış? Sümük var mı kenarında kıyısında kurumuş? Ne fast food'lar, ne haltlar yenmiş üstünde anlamaya çalış. Ama acele et, erkek bu, tak yanında bitiverecek. Elini çabuk tut anlayacağın...
Geldi mi, 'Aa, sen manikür mü yaptırıyorsun bakiyim?' diyerek al elini avucuna, çaktırmadan bak-kokla elini sabunlamış mı? Tabii... Sonra sen izin iste; 'Bi de ben gideyim, ehüe...' deyip. Eğer elini yıkamamışsa, senin bi an evvel yıkaman lazım zaten, o yüzden gitmiş ol ki ayrıca da hemen ordan uzaklaş bi bahane yaratıp. Acil bi telefon filan gelsin mesela, onu da mı ben söyleyim, hayret bi'şey ya? Sinirlenmeyim diyorum durduk yere, zorla... Neyse...

Diyelim ki hala her şey yolunda, elini neyini yıkamış gelmiş, ok... Mis... Girdin mi banyoya? Hah... Bak bakalım, klozet kapağı açık mı kapalı mı, sifonu çekmiş mi? Keşke klozeti oturarak kullanan adamlardan çıksa ne güzel olurdu? Öyle deme, o kadar önemli ki... Tertemiz bi klozet, tertemiz bi adam... Ayol ne gülüyorsun, o çişler etrafa nasıl sıçrar bilmiyor musun? Iyy... Pis...
Neyse sadede geliyorum; Lavaboya bak bi... Bak bak... En son ne zaman fırçalanmış? Sümük-balgam-kıl-tüy-yün neyin pislik var mı? Dolabı kurcala. Tuvalet kağıdı stoğu nasıl, temizlik malzemesi-cilt bakım malzemesi-bok püsür ne var incele? Kirli sepeti ordaysa içine bak. Bak bak... Kirli pisli defalarca giyilmişi neyin var mı yok mu, bak! Of...Sus sus...
Bunları da bi çabuktan yapıp çık ki işkillenmesin herif... Bu arada makyaj tazeleyip, çişini de yapmayı unutma. Öyle zırt pırt gidemezsin banyoya çünkü. Ok?..

Kahve ikram etmiştir mesela. Sonra su içmek bahanesiyle mutfağa git. 'Ay sen zahmet etme şekerim, n'olucak ayol...' filan de işte ne bileyim ya... Kaşla göz arasında bak bakayım dolaplara filan. Bardak-çanak-çömlek ne durumda? Mutfak robotu, boku püsürü var mı? Ev-ye temiz mi? Bulaşık birikmiş mi? Makine var mı? Var da biriktiyse, daha sakat o da ayrı... Buzdolabını aç bi... Aç aç...Akmış-kokmuş bi'şey var mı? Ne yiyip içiyo? Hadi çabuk zıkkımlan suyunu da, bizimki uyanmadan git içeri... Hadi... Bak hala sallanıyo ya...

Gece ise şarap vs ikram etmiş olabilir mesela. (Kafaya koymuş!) Yanlışlıkla acıcık üstüne dök... Ay çıkar lekesi merak etme. Hadi madem dipnot düşerim onu da. Bu güzelliğimi de unutma ayrıca!.. Her şeyi hazır istiyorsun ama ya... Nasıl evlenicen de kadın olucan sen hamarat hamarat? Hahaha... Şaka şaka lan... En iyisinin köküne kibrit suyu. Öyle 'hamarat' olucam diye yıpratma kendini. Az yesin de bi hizmetçi tutsun kendine?! Kimse madalya almamış bu güne kadar bu yüzden. Analarımızı, garip-fedakar-cefakar analarımızı düşün? Var mı duvarda bi belge, masada bi plaket, oskar heykelciği? Yok!
Saçlarını süpürge etmişler, 'Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş, bi hamur açayım da yesin civanım hapur hupur...' demişler yıllarca... E, n'olmuş? Babaları almışlar di mi? Ayrıca, kalbine giden yol midesinden geçiyorsa zati terslik vardır bi kere oğlum?! Niye beyninden bi yerden gitmiyor da mideden gidiyor? Abuk yani?! Bilmiyorum...
Ya, bak yine konunun orta yerinde yön şaşırttın bana ya... Burda yüce bi öğreti vermeye çalışıyorum, dinleyen kim? Piii... Dur, dipin notunu da çizittireyim yeri gelmişken:

DİPTENBİRNOT:
Şarap mı döktün üstüne a be sakar, a be salak? Sus, zırlama, çıkartacaz beraberce o hain lekeyi. Dinle şimdi: 
*Önce üstüne bi gömlek bi atlet bişi iste... (Unutturma buraya dönücem, bu anı değerlendiricez!) İvit... Neye döküldüyse artık seni sakar, al onu ters çevir. Tut soğuk suyun altına, sadece orayı bi yıka. Ok?
*Bu arada giysinin diğer tarafına geçmesin yaptığın işlemler. Dikkat et işte. AllahAllah ya... Ilık suda acıcık deterjanı (Dikkat et ağartıcı bi'şey demiyorum, bildiğin köpüren bişi... Sabun da olur yani) erit. Bu suyla lekeli yeri sil bi havlu bi bez neyin yardımıyla. Bak, hiç eline de yakışmıyor ya, neyse... 
*Sonracığıma anacım rica et adamdan da bi yıkayıverin makinada ki umarım vardır kıçı kırık da olsa bi makinesi... Zati yoksa durma daha da orda! Almaz bu sana da sonradan... Ha, etiketine bak da kaç derecede nası yıkanması gerekiyorsa ona göre yıka kıyafeti. Ok?
*Kurutma makinası var diyelim ki bi de herifin. İyi... Keyfine düşkün, zamanı kıymetli, pratikliği seviyor. (Ya da ütü yapmaya bayılıyor!) Hah, ne diyordum, var mı kurutma makinası?... İyi, sadece sordumdu, kullanma! Ehe... İvit, kendi halinde kurusun. Ok?
*Daha da çıkmamış mı leke? E, ne halin varsa gör... Şaka şaka... Çıkmıştır artık eşşek değilse! Lakin baktın az bi'şey kalmış, at makineye tekrar yıka, bu kez ağartıcı bi'şeyle  . Mis...

Ben olmasam ne yapacaksın acaba?
BİTTİ

Şimdi şekerim, hani üzerine döktün diye içeceğini, üstüne bi'şey vermesini istedindi ya. Hah. Onu giymek için yatak odasına git. Tabii. Orayı araştırıcaz bir de. Tabii... Alelacele yap hemen şunları: Bak bakalım giysi dolabı düzenli mi? Başucundaki çekmecede bi'şeyler var mı? Yastık kılıfını kokla, çarşafa bak farklı renk bi saç teli, vs bişi var mı? Temiz mi gıcır gıcır yoksa? Kirli sepeti ordaysa, banyoda yapacağın işlemleri burda yap. Kitabı-dergisi filan varsa, bak bakalım ne okuyor salak? (Niye de salak oluyorsa? Bi kıskandım mı ben ne?) Yedek çarşafı-pikesi falan filan neleri var, neleri yok, gör bunları, önemli... Evine ne kadar özen gösteriyor bi anlayalım. Öylesine yatmak ya da hatun atmak için mi geliyor eve sadece, di mi ya? Hadi çık artık, çık... Kırk saatte giyinemedin ya...

Döndün mü odaya? Hah... Sohbete devam. Laptop'u açtı sana foto filan mı gösteriyor? Süppero... Bu arada anasına danasına filan bak, nasıl tipler? Sonra bir bahaneyle onu markete, bakkala, çakkala filan gönder. Hadi... Bahaneyi de kendin bul ama ya, ooo...
Bu arada telefonunu yanına mı aldı, yoksa artistlik yapıp, evde sehpanın üstünde mi bıraktı? Bıraktıysa hani diyor ki;
'Beni senden başka özel bir hatun arayamaz, aha da ispatı, senden saklayacak bi'şeyim yok, hatta çalarsa açabilirsin bile!' diyor! Ya... Vay vay vay... Artize bak? Yer miyiz lan biz bu numaraları? :)
Neyse göreve devam: Hemen kurcalamaya başla delil bırakmadan makineyi... (Geçmişini... Makinenin diyorum geçmişini temizle de çık! Ha, telefonu bıraktıysa bi zahmet onu da acilen yoklayıver!) 
Masa üstünde ne var makinenin? Karışık mı, otu boku doldurmuş mu? Kafası da karışıktır onun, salla... Hemen çık, git o evden. Şaka lan şaka... Hemen inanıyor bu da, yavrum ya... En son girdiği sitelere bak, feysi meysi açık kalmışsa bak bakalım arkadaşları kimler, kimlerden? Bak, bak, bak... Kime ne yazmış? Gizli dosyası var mı? Klasörlere göz at... Fotolarda gizli dosya var mı hemen bi bakıver önce ona. E, kızım bu ayrıntıları halletmeyi öğrenip de gideceksin eve... Soracaksın bilgisayardan neyin anlayan birine önceden...
Çabuk, çabuk, geliyor...

Evet canım... Buraya kadar içine sinmeyen bi'şey olmadıysa... Bu bi daha da olmayacak anlamına gelmiyor! 'Neee' mi? Ne sandındı?! Güven olmaz kızım erkek milletine. Tabii...
Üzülme, üzülme, artık gönül rahatlığıyla sevebilirsin adamı...

Neyse, umarım şansına cillop gibi, istediğin kıvamda bir adam çıkmıştır. Mutluluklar...


PS:
Şşt... Yakışıklı okuyucu... Evet sen! Sanma ki seni unuttum? Hayır... 
Beni bak; bu öğretileri sende kendine uyarlayabilirsin rahatlıkla. Sadece unutmaman gereken şey, bir kadının dolap-çekmece-çanta-pc ya da telefonunun kurcalanmayacağıdır! Tabii...
'E, ne yapıcam o zaman ben? Onları kurcalamadan nasıl anlayacağım hatunu?' dediğini duyar gibi oluyorum... Doğru duydum di mi? Kulaklarıma inanamıyorum! Olacak şey mi? Çok ayıp, bir hanımın özel eşyaları kurcalanmaz!!!

İşte cevabım: Kadını anlamaya çalışma zaten, sadece ve yalnızca sev! O kadar.
Sabah-akşam sev, bayram seyran sev...
Yeter ki sev... Bol bol sev... Acayip sev... Sev Lan işte... Başka bi'şey istemiyoruz Allah Allah ya...










                                                           Hayat sevince güzel... 

22 Ağustos 2011 Pazartesi

HAY ŞANSIMA TÜKÜREYİM...



Hay şansıma tüküreyim yahu...

İllaki demişizdir bu lafı hayatın içinde bir yerlerde, değil mi? 
Gerçi hayatın dışı da mı var ki içi diyoruz o da ayrı bir mevzu?
 İçi-dışı bir halbuki. Bknz: Ben! Özü-sözü bir manasında yani... 

Ama işte bizim içimizdekilerle örtüşmüyor bazen hayatın içindekiler. İşte o zaman okkalı bir küfür eşliğinde söylüyorsun can-ı yürekten bu lafı... 

Şansıma tüküreyim!

Mesela işsizsindir bir süredir. Birkaç yere de başvurmuşsundur lakin bir türlü cevap gelmemektedir. 
“Ne güzel de işim vardı, bir sürü insan var, neden ben çıkarıldım ki, zaten bende şans olsa bilmem ne olurdum (?), hay şansıma tüküreyim...” dersin.  
“Benim gibi şahakulade bir insan işsiz, elin kıçı kırık yeteneksizi - vasıfsızı nerde müdürlük yapıyor?” dersin... 
Denir yani... Olsun, insanız... Üzme kendini, rahat rahat söyle...  

Tam ümidi kesiyorken, tak... Bir telefon; “Gelin görüşelim”... 
“Ağzını yirim!” deyip kaparsın telefonu. Tabii içinden mümkünse...  Haydi Bismillah... Aniden gelen bu  haber seni hem sevindirir, hem de ne idüğü belirsiz bi karın ağrısına sebep olur. Çünkü epeydir kıçını devirip yatmışsındır ve üzerine bir miskinlik,  bir tembellik, bir Bezgin Bekirlik, bir Koalalık gelmiştir... Çok istemektesindir ama oflaya puflaya gidersin görüşmeye. Vee... 
Ta taaam... Olumlu bir görüşmenin ardından; “İki hafta sonra şu gün başlayabilirsiniz, vs...” Derler... Derler mi? Derler!

“Lan...” dersin, “Şansım dönüyor galiba?” 
Karın ağrın artar... Alt tarafı iki haftan vardır...
(Ya da ne kadarsa işte? İki gün sonra gidecek de olabilirsin yani... Ben ürkütmeyim deyin iki haftalık örnek verdimdi ) 
Biraz sevinçli, biraz buruk, kah gülümseyerek, kah ağlamaklı kendini hazırlamaya çalışırsın yeni işine. Psikolojik ve fiziksel hazır olmalısındır çünkü. Yeni insanlar tanıyacaksın, yeni bir patronla çalışacaksın... İn midir, cin midir bilmiyorsun? Sevecek misin, onlar seni beğenecek mi?  Ya başarılı olamazsan, ya eline yüzüne bulaştırırsan?  
“Maaşı da çok bir şey değil ama idare de eder, hiç yoktan iyidir, oturduğum yerde o da yoktu adamını satayım!” dersin... 
Sabahın köründe kalkıp, iki vesayit yapman gerekecektir ama olsundur, onu bulamayan da vardır! Hiç olmazsa,  iyi - kötü bir işin olacaktır ve dönüşte markete uğrayıp alışveriş yapabileceksindir...  
Fakat, insanoğlu doyumsuz bir hayvan olduğu için şöyle de düşünmeye başlar içine limon sıkılasıca beynin;
“Lan, x iş olaydı iyiydi... Parası da iki kuruş daha fazlaydı. Hem tek vesayit gidecektim. Hem de daha severek gidecektim... Hay şansıma tüküreyim”...

Ulan dingil... Bu zamanda kolay mı iş bulmak? Bulmuşsun işte, daha ne ağlanıyorsun? Hele bir gir buna... Acık palazlan... Gidersin gene x işe...  Kaldır kıçını da çalış, hadi bakayım... 
Neyse efendim,  sen öyle böyle düşünüp kendini tam hazır hissetmeye başlamışken, tak... X işten telefon gelmesin mi? Gelmeyeydi iyiydi de, geldi bir kere... Ararlar ve seni beklediklerini söylerler mülakata. Haydiii... Buyur burdan yak adamını satayım, içine de bade katayım! 

“Napıcam lan ben? Tam da istediğim iş?! Öncekiyle de anlaştıydımdı... Herşey tamamdıydı... Hazırdımdı... Dım... Mıydım???” Dersin bu kez de?!... 
Tabii, başka alternatif yoktu, tek atımlık kurşun yerini bulduydu, sen de düzene uyduydun... Karar vereceğin tek şey, elin şeyinde oturmaya devam edip sürünecek miydin, yoksa ayağına gelen işe ‘he’ deyip bir an evvel bir yerden başlayacak mıydın? Ki, bunun karar vermek için düşünülesi bir yanı da yoktu doğrusu! Şimdi düşün babam düşün! Bir de şöylesi var: Düşün düşün, boktur işin!...

Peki şekerim, şimdi sen neyi düşünüp üzülüyorsun ki? Zaten x’i istemiyor muydun, atla o zaman ona?! 
“E, ben kendimi psikolojik olarak öncekine hazırladımdı, ayrıca da anlaştık, ayıp olur şimdi!”... 
Hay psikolojine sıçayım! Bi çektir git ya! Neyse, sinirlenmiyeyim şimdi durduk yere...

Anacım, sonracığıma ne olur ne olmaz deyip, x’ e de bi gidersin konuşmaya. bulunsurdur elde... E, ana... Hiç fena değildir şartlar şurtlar. Olumsuz bir-iki şey vardır ama öncekinde de vardır zaten... Hepsinde illaki olacaktır bir olumsuz yan - yön canım. 
Yalnız, işte asıl sorun burda başlar. Önceki görüşmen de iyi geçmiştir ya, ikilemde kalırsın hangisini seçeceğin konusunda.  Bunlar da bir süre vermiştir gidip başlaman için lakin sen; 
“Başlayacağım böyle işin içine, hay şansıma tüküreyim ya, şu x, öncekinden önce (?!) geleydi iyiydi... Hangisini seçeceğim ben şimdi?” 
Ohooo... Okkalı bir küfür savurmamak için zor zaptediyorum bak kendimi... Efendi efendi laf anlatıyorum burda... Başlayacam işinden de senden de ha... Sinirim zıpladı zıplayacak ha...

Sonracığıma, sen ikilemi ikilerken, ‘y’ işi  aramasın mı? Evet, biliyorum... 
Aramayaydı, iyiydi!... Aradı diyelim... Artık şöyle hem okkalı hem cukkalı sağlam bir küfürü hak etti değil mi dinine yandığımın şansı? Hah... Koyver gitsin... Bi rahatla... Zira, hakkat tüküreyim yani ben de böyle şansın - kaderin - kısmetin içine?! 
Durur, durur hepsi birden gelir zaten ya. Hep öyle olur, her şeyde öyle olur ya... (Dayanamıcam ama yeter ya)

Günlerce aylarca, işte ne kadarsa oturursun kukumav kuşu gibi düşünüp durursun. Pat pat dökülmeye başlar alternatifler sözleşmiş gibi aynı anda... Birbirleriyle haberleşmiştir sanki keratalar; 
“Haydin bakalım hücum... Şunun bi beyninin içine edelim de ambale olsun denyo...” derler sankim...  

Pekii, kritik soru şu: 
Bunun sonu yok... ‘y’ işinin mülakatına da gitmeli midir, yoksa önceki ya da x arasında mı gidip gelmelidir? Ya da hiç kafa yormadan direkt öncekini mi bağlamalıdır sona, mala bağlamadan önce?!  Durum boktandır. Bi bilinemez, bi kıpraşılamaz, bi içinden çıkılamaz hal almıştır durum çünkü psikolojinin damına konmuştur kuşlar!  

Önceki?... X?...  Y? = Bulanık zihin
Bknz: Mala bağlanmış bir surat ifadesi + Ağlamaklı ve acınılası bir seçim dönemi...

Şimdi değerlendirelim bakalım durumu adamını satayım:

a)      Önceki, hiç fena değildi ve ilk göz ağrındı.
b)      X, hep istediğindi ve kalbin ona yakındı.
c)       Y, adı gibi yeni bir seçenekti ve denenesiydi.

Üçünün de olabilitesi yüksek. İşte şimdi harbiden sıçtın. Tükür artık bu şansının içine rahat rahat. Hem de şöyle balgamlı balgamlı, bi okkalı tükür yani! (Çok iğrencim ya... )

İçlerinden birini seçeceksin ve diğerleri ‘kaybettiklerin’ olacak?! 
İçinde bir ukte olacak, merakına mucip olacak, acabaların olacak... 
Olacak da olacak yani anlayacağın. Boktan yani... 
E, aralarından aldığın da senin seçimin olacak sonuçta? 
Kendin için en iyisi olduğunu düşündüğün için seçeceksin? 
Öyleyse anacım, ne diye gidecek olanlar için üzülüyorsun? 
Elinde olan seçiminle yetin işte?! Ya da kalacak olan için niye sevinmiyorsun? Yok... Iıh... 
İllaki doyumsuz hayvan düşünecek, kuracak, beynine ağrılar sokacak, iyinin de iyisi - güzelin de güzeli vardır deyin?! Demeyin adamını satayım!... Zorla ‘sinirlen’ diyorsunuz ya?!

Bak şimdi, bunu başka bir hadiseye uyarlayacağız beraberce. Bak şimdi... Bakmıyosun?

Bir zamandır yalnızsındır. Ya eşinden, ya dişi’nden ya da kuş'undan ayrılmışsındır bir şekilde. Kimseleri de beğenemiyorsundur tabii tecrübelerin verdiği olgunlukla...  
Yeni birini gör, tanımaya çalış, huyuna suyuna alışmaya çalış... Zor gelir bunlar gün geçtikçe... Valla... Biliyoruz da söylüyoruz heralde anacım... Neyse...  
Yaralısındır, kanadın kırıktır, vs... İnanmak-güvenmek zor iştir bu saatten sonra. Zaten karşına da çıkmıyordur cillop gibi bi kadın ya da erkek... 

“Hay şansıma tüküreyim, elin sümsük herifi mis gibi hatunu bulmuş, biz burda oturalım yakışıklı yakışıklı!” dersin. Veya;

 “Hay şansıma tüküreyim, elin yamuk bacaklısına nasıl da sarılıyo mis gibi herif, ben burda oturayım muhallebi gibi!” dersin?! Demez misin? Dersin!  Sonracığıma; 

“Biraz kendime kalayım, kendimi sever yalnızlığımı gideririm artık!” dersin... 
De... De Bir yere kadar o da! Tabii canım... Bir süre sonra tak eder canına, birini istersin yanına! (Kafiyeye bayılıyorum!:)

Vee...  O an gelmiştir... İşte karşında tüm haşmetiyle ya da endamıyla durmaktadır ağzının suyunu akıtan kısmetin. Evet, evet, iyi bak... İşte orda! Tam da ümidini yitirmek üzereyken gelmiştir aniden.  
“Tam istediğim gibi lan, şansım dönüyor mudur nedir?” dersin. İvit.. Dersin... 
İçin bi hoş olmuştur, kıpraşmıştır, heyecan  tavan yapmıştır. 
“Bu, beklediğim mi yoksa? Beklediğime değse bari...” dersin, dedin mi? Dedin?! Hah... 

Tamam. ‘Yeni Gelen’ diyeceğim ben ona. Canına can katmıştır Yeni Gelen, çünkü tak etmek üzereymiştir yakın zamanda... 
İşte, efendim, aradıydı - geldiydi - gittiydi - şunu dediydi - böyle yaptıydı - aman da şöyle gülümsediydi - bunu verdiydi derken zaman geçmiştir güzel güzel ki.... Tak! 
“X” çıkagelir! Haydeee... 
Alakasız bir yerde, alakasız bir zamanda görünüverir içini bi hoş etmeye. Haydeee... Yah...Yah... Kaşı-gözü de ne güzeldir... Ağzından da bal damlıyordur en hakikisinden... Lakin hiç de sırası - yeri-zamanı değildir ki? Nerden çıkmıştır şimdi durduk yere olmayan aklını karıştırmaya? Halbuki Yeni Gelen ile mutlu mesut flört etmektesindir. Belkim saadetinizi perçinleyecek ikinci - üçüncü evrelere bile yatay geçiş yapacaksınızdır tam da?! Nedir yani şimdi bu içine tükürülesi şansın yaptığı?  Tam da ‘Buldum’ derken;
 “Meğer o değilmiş istediğim, aklım buna kaydığına göre?!” deyip, bi ikilemin içine girersin durduk yere.  Hiç gereği yoktur oysa ki. Ne gereği var di mi? Bi de engereği var ama o zehirli! Ehe... (Zehirli miydi ki la engerek?)

Düşünür taşınırsın; 
“İyisi mi ortalığı karıştırmayayım, içimi dışıma çıkarmayayım, Yeni Gelen ile kalayım!”
Dersin bir tarafın x’de kalsa da!..
 E, tabii bir şekilde önlem almaya çalışıyorsun ne de olsa psikolojinin ve hayatının içine etmemek için kendi kendine.  Yeni Gelen’e de ayıp olur ayrıca. Ne bu canım; 

‘Eskisini atın, daha yenisini alın’ kampanyası mı? 

Elinde olanın kıymetini bilsene. Hem sen seçmedin mi onu, ‘İşte bu’ demedin mi zamanında doyumsuz hayvan? Yeni Gelen de seni kazanmak için zaman harcadı, emek harcadı. Yüreğini  küreğini  koydu ortaya al diye!? Emeğe de mi saygın yok a kerkenez?

Hani iyi bi insandı, bilmem nesi istediğin gibiydi? N’oldu? Niye harcıyorsun güzelim Yeni Gelen’i,  şimdi gelen için? X, çok mu daha iyi? Nesi daha iyi? Daha mı taze? Karpuz mu bu hepsini elleyip elleyip seçiyosun da sonra eline - kulağına - gözüne iyi geleni alıyorsun?  Daha daha iyisi de gelebilir o zaman? A dangalak, a embesil, a doyumsuz insan hayvanı?! Sonu yok ki a dallama!

 Hep olacak o halde, iyinin iyisi - güzelin güzeli-istediğinin ötesi! Hep olacak?! Nedir bu doyumsuzluk hali, nedir bu açgözlülük durumu? A sığır! Elinde olanın kıymetini bilip yetinsene... Hayır, sonsuza kadar onla ol demiyorum sana? Yürümüyodur artık, eskisi gibi hissetmiyosundur, bişeyler ters gidiyordur anlarım! Çektir git o durumda, ne kendini ne onu mutsuz et?! Lakin bir başkası için, sonu olmayan bir döngüye girmek için harcama güzelim ruhu!

Bunları düşünüp, “Dur lan, ne olur, ne olmaz, X’i di de bi deniycem ben” derken... Zırt diye...
Ve de sana inat ‘Y’ çıkagelir... 
“Ulan, şansıma tüküreyim... Yapayalnızken nerdeydiniz lan?” dersin şimdi? Di mi? Dedin di mi?
E, hak ettin, ne deyim?! 

Seni dallama seni? Seni aşifte seni? Yah... İşte öyle... Y alır seni, götürür zihninin derinliklerinde boğulmaya... Daha Yeni Gelen’in kıymetini bilemezken, bırak X’i, bir de ‘Y’ gelmiştir sinsice...  Haydiii... Beni yak, kendini yak, yanalım kavrulalım gayri ateşlerde... Of ki ne of... Ulaaayyynnn...  Dellendirmeyin beni layn... Tükürürüm böyle hayat adamını satayım, hay şansıma tüküreyim...

Y’ye; “ye beni” diye bakarken, X’i ve özellikle de Yeni Gelen’i düşünürsün vicdan azabıyla, beynin seni yer bitirir. Ölçer-tartar-biçersin kafanda, ne yapacağının ip uçları dahi yokken zihninde... Pekii o zaman değerlendirelim bakalım durumu adamını satayım :)

a)      Yeni Gelen, bütün güzelliğiyle gelmiştir zamanında ve ilk göz ağrındır
b)      X, hiç fena değildir ve kafa karıştırandır
c)       Y, yepyeni sıfır kilometredir ama risklidir

Üçünün de olabilitesi yüksek. İşte şimdi yine harbiden sıçtın. Çık çıkabilirsen işin içinden?!  Keşke geleceği görebilsendir! (Pekii... Zeki Müren de bizi görebilecek mi?)  Birini bağrına basınca, diğerlerini kaybetmiş olacaksındır... İş mevzuunda olduğu gibi, her türlü olacaktır da olacaktır!

Evet şekerim... Sonu yok bu gidişin... Bu gidiş gidiş değil... Yolun yol değil... Bi seçim yap ve onda kal... Onun tadını çıkar... Onunla mutlu olmayı öğret kendine... Yeter ya... Aa...

Ayakkabı mı alıyorsun da; “Siyahı mı alsam, kırmızıyı mı?” diye düşünüyorsun. 
Ya da ayakkabı değil ki bu; “Siyahı da kırmızıyı da alayım bari karar veremedim!” diyesin?! 

O an elinde olanın kıymetini bil. Bir başka şey veya bir başka insan için, elinde olanı bırakma! Bırakacaksan da kendi içinde bitirmiş ol. Diğer seçeneğin var diye değil. Bir şeyden ve birinden vazgeçmeden diğerine atlama!
 Bir şeyin başlaması için, öncekinin bitmesi gerekmez mi? Öyle olmaz mı? Gün bile bitiyor, sonlanıyor da yenisi başlıyor! Heheyyy...

Al-al-al... Nereye kadar? Biraz da vermeyi öğret kendine. Değer vermeyi, kıymet bilmeyi... Yetinmeyi, şükretmeyi... Bugün sen terk edersin bi başka şey ya da başka biri için elindekini... Yarın da elindeki seni bırakıp gider, eline başka şey tutuşturup... Etme-bulma dünyası gülüm... Al gülüm-ver gülüm...

Hayatın sonu 'Ölüm'... Yaşarsın ve ölürsün bir gün... Yaşıyorken, yaşamının ve sahip olduklarının kıymetini bil. Şansına tükürüp duracağına, kendin yarat onu!
Zaten kendi seçimlerini yaşamıyor mu insan? Pekii neden bu isyan?


                                   

                                 PS: 
                                 Kırk yılın başı bi; 'gideyim Kordon'a da,
                                 tavşankanı yudumlayım' dedim... 
                                 Yağmur başladı Lan! 
                                 Hay şansıma tüküreyim! 

11 Ağustos 2011 Perşembe

İMZA GÜNÜ HATIRA ŞEYSİ! :)))



Haber bültenimize, İzmir'de  kanlı biten bir imza günü haberiyle başlıyoruz Sayın Seyirciler... 



  İzmir Yakın kitabevi'nde, yeni çıkardığı kitabı için imza günü düzenleyen ve hayranlarının coşkun tezahuratları arasında imza dağıtan yeni bitme yazar İklim Dora'nın, aniden kahkahalar atarak imza için kullandığı sıcak damgayla damgaladığı 27 hayranı, telef oldu sevgili izleyiciler.
 O sırada kapının önündeki yoğun kalabalığa gevrek satmaya çalışan  simitçi Hamdi  Sakingezer'in ambulansı araması ile Şişli Etfal'e kaldırılamayan mağdurlar, olay yerine 14 saat sonra ancak ulaşabilen ambulans hemşiresinin; 
"Biz bunları alamayız, yaralıları Malatya SSK ya götürün, ölüleri bırakın gitsin zati ölü gibi yatıyorlar." demesi üzerine apar topar Kayseri Eğitim Ve Araştırma Hastanesine kaldırıldılar. 
 Beyaz gömlek giydirilen Dora;
 "Beyaz giyme iz olur, siyah giyme söz olur..." diye bağırarak etraftakilere saldırmak istedi! Bunun üzerine kendisine sakinleştirici etki yapması için; 'le le le sakine' türküsü söylendi. Kıvama gelen Dora, "Muhallebim nerde? Muhallebimi isterim. Herkes beni hasta sanıyor ama ben yastayım. Ve fakat nedenini bilmiyorum. Hayranlarımdan özür diliyorum. Sanırım kendimde değildim. Hatta o sırada astral bi yolculuğa çıkmış da olabilirim. Zaten ben de ben değilim. Valla bak...  Hayat mı lan bu benimki?" diyerek gözyaşı döktü...
Etraftaki vatandaşların şaşkın bakışları ve sağ kalan hayranlarının çılgınca alkışları arasında uğurlanan Dora, 27 mağdur hayranı ve ebediyete intikal eden meftalar için lokma döktüreceğini, ancak istendiği takdirde keten helva da dağıtılabileceğini açıkladı...
 Dora'nın yayıncı ve menajeri Serkan Bey ise olayı şöyle değerlendirdi; 
 "Şaşkınlıktan 110 u aramışım. Tabii bunu anlamam biraz uzun sürdü. Zaten ben ne yaptığımı biliyor muyum? Mesela karşıdan karşıya geçerken de öylece atlarım yola, bakmam sağa sola ben... Geçen gün de İklim'le Gümüşsuyu'nda şeye gidicez... Ha... Pardon... Ne diyordum?... Evet... Aslında ben o sırada matbaacıyı arayacaktım ama pideci Osman abiyi aramışım yanlışlıkla... O da 'Sen ne diyosun bilader?' deyince uyandım tabii işe! Neyse...İtfaiyeci arkadaşlar da sağ olsun çok yardımcı oldular... 'Gelmişken beni de Montrö ye atıverin sevabına, baskıcıya uğrayacam, iyi olur' dedim... Kırmadılar...
 Burdan tüm İzmir itfaiyesi'ne teşekkürü bir borç bilirim. Ödeyeyim, çünkü ben borç sevmem. Gerçi borç yiğidin kamçısıdır fakat fazla kamçılanmak da iyi değil, reaksiyon oluşturabiliyor bünyede!"
 Konuşmasına; "İklim Dora yeni yazanlarımdandır, niye böyle bi'şey yaptı anlamadım?!" diye devam eden menajer; 
"Son isteği olan lokma için bizim Sadık abiyi aradım tornacı... Onun eniştesinin bi tanıdığı varmış lokmacı, ona söyliycez artık, dökücek en kısa zamanda! Mağdurlara "Geldi geçti sıkmayın canınızı" diyor ve ölenlere de sabır diliyorum! " diyerek gözyaşlarına hakim olamadı.  
 Onüçüncü kitabı "İsyanlardayım"ı Miami' deki "Lady Gaga Rehabilitasyon Merkezi"nde bitiren Dora, şu an evli ve iki çocuklu değil!... 




Ekranda, Dora'nın inzivaya çekildiği Miami'deki villasında, bir hayranı tarafından gizlice çekilen fotoğrafını görüyorsunuz Sayın Seyirciler...







 Şimdi Reklamlar... ... ...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

BİR ŞEYDEN ÇIKTIMDI BEN YOLA AMA... ...


Niye "Ana Sayfa" var da "Baba" sayfa yok? 

 Ne varsa Ana'larda var da ondan?!
 Ana gibi yar olmaz, Roma gibi Diyar olmaz! Valla. Çok güzel. Roma yani! Orda yaşamak isterdim. 
Annem de güzel ayrıca. E, benden belli değil mi?

Eben deyince, aklıma geldin birden! Nasılsın sevgilim benden gideli?! 
Hangi masumun kanındasın? Gerçi çok da fifi! 
Öyle çağrıştırınca ılık ılık... Hava da öyle; ılık. Ne güzel. Sıcağı sevmiyom ben yapış yapış. 
Sıcak deyince; ne sıcaktır değil mi sevdiceğinin eli? Şifa niyetine şöyle bi dokunur, iyi eder yüreciğini. Ne güzeldi be o günler?! 
O günler, hangi günlerdir? Yani neye tekabül eder? Bi de "O gün bugündür!" diye bi'şey var. Haber alamadım senden... gibi! 

Haber almak iyidir. Ama haberler de hep asmalı, kesmeli, kavgalı, gürültülü, savaşlı, çıkarlı, yanlı-yönlü be kardeşim! 
(Gel kardeşim, elini ver bana... Gel kardeşim, ye iç gül oynaaa...)
İzleyesim olmuyo hiç. Babam işten gelir, hemen "Tv.yi aç da bi ajansı alalım" der! 

Ajans, tuhaf bi kelime. Haber ajansı var, Cast Ajansı var filan. Bi de "Ajan" var ama o ne alaka şimdi ben de anlamadım! James Bond'da Bond'du zamanında be! Cüneyt Arkın'da ne yakışırdı di mi? Pii... 
En çok Pierce Brosnan'ı yakıştırdıydım ben Bond'a. Zoro'yu severim bi de ben. Banderas'lı Banderas'lı da pek keyifliydi canım. 
Severim süper kahramanları...

Görünmez olmak isterdim ama ben bi' Süper Kahraman olucaksam?! Tabii... 
Görünmez olursam, kimse göremez. (Doğal olarak!) 
Görünmeyince de her haltı yerim! Tabii... Ay, düşününce çok komik. Neler neler yapardım ha? 
Mesela, benim hakkımda ne konuşuyorlar diye arkadaşın, eşin, dostun yanına giderdim gizliden görünmeden. Sonra evlere girerdim, kim nasıl yaşıyor bakmak için. Meraklı da değilimdir ama bu pis düşünce nerden geliyor aklıma bilmem!? Bi Mustang alır kaçırırdım mesela, gezer gezer getirirdim geri. Tabii canım, ne çalıcam, görünmezim ben, istediğim zaman alabilirim ki akıllım!? Hayret bi'şey ya! Bu arada hiç de anlamam ha arabalardan ama Mustang iyidir, nostaljiktir, eskidir lakin can'dır.

Can deyince, sıkıldım be...  Çıkıp iki insan mı görsem, halkın arasına mı karışsam? Karıştırmayım şimdi aklımı öyle-böyle?! Zaten iki gıdım var. Olmayan da nasıl karışsın gerçi? Olmayan deyince de hep; "Olan var olmayan var" diyesim gelir.
Bi de "Su gelir güldür güldür, gel de yar beni güldür!" diyesim gelir! Ne absürt türkülerimiz var di mi?. Neydi be o, bi tane vardı? Ay atmayım şimdi işkembe-i kubra'dan!

Hah, atmayım dedim de; "Atem dutem men seni, şekere gatem men seni, akşama buban gelende, önüğe atem men seni..." var bi! Hay Allahım ya!
Dur iki müzik dinleyim de kendime geleyim. Acık da dans etmek lazım. Tabii... Geç aynanın karşısına, dans et içinden geldiği gibi. At göbecikleri de erit acık, ne o öyle ya?

Göbek atmak da ne tiksinç bi'şeydir yahu?! Düğünleri hiç sevmem zaten. Iyy...
 Zorla götürülürdük küçükken. Evlerden ırak!... Salak salak giyinir-süslenirsin, süs bebeği gibi oturursun tanımadığın bi' sürü insanın olduğu masaya. Aslında masaya oturmuyosun tabii, sandalyeye oturuyosun da işte nedense öyle söyleniyo?! 
Neyse dağılmayım şimdi, biri gelir misafir neyin, bi'de toplama derdi olmasın! (Ben ve enteresan esprilerim ツ)
Biri gelir deyince; "Kak kız kak, acık da sen oyna. İki kıvır, iki sallan pistte. Bakarsın kısmetin çıkar." diye çekiştirmezler miydi? Ah, şimdiki kıvamda olacaktım da, saçından tuttuğum gibi atıverecektim duvardan duvara...
Ne kısmetim çıkacak adamını satayım. Mal mıyım ben, sergileyeceğim kendimi? 
O damadın-gelinin çilesi nedir arkadaş, tek tek gezip el öperler? Gerçi onlar da az değil, kendileri de istiyor; 'İstemem yan cebime' misali. Tabii canım. Ne gerek varsa onca masraf ediyorlar tabii el alemi eğlendirecekler de ele güne hava atacaklar deyin. Aman efendim borçlar harçlar, krediler derken sabah olur erken. Lakin ne elde kalır ne avuçta. E, ne yapmak lazım. Düğün yapmak lazım. Neden? E, altını üstünü getirecekler ya davetliler? Takı yahu, takı takacaklar ya?
(Al bu takıtukaları takıtukacı'ya götür. Takıtukacı 'Bu ne be, takıtuka getirmişsiniz, ben takatukacı'yım, aha da tabelada kocaman yazıyor, kör müsünüz?' derse al o takıtukaları...)
Yazıktır, günahtır ya! 

"Günahtır kızım..." derdi babaannem eskiden; "O tabağındaki bitecek. Nimet o... Onu bulamayan var. Hem arkandan ağlar sonra!" 
Hiç görmedim gerçi bu güne kadar bitiremediğim bi karnabaharın gözünde yaş?! Gözünü de görmedim ya, neyse! 


Ben gün yüzü gördüm mü ki, geceden şikayet edeyim? Ne dedim lan ben?! 
Esasen sen ne diyosun? Şşş... Kime diyorum? Sen, Pc başındaki! Ha... Sen! 
Napıyosun yav burda? İşin gücün yok mu yavrum senin, oturmuş okuyup duruyo bıdır bıdır ya! 

Şaka la şaka... Okuyucan tabii... Adı üstünde; "Okuyucu"sun sen! 
Bir de pavyonlarda, gazinolarda şarkıcılara "Okuyucu" derlerdi eskiden. Valla... Herhalde yani... Öyle hatırlıyorum... Bilmiyorum. 
O yüzden otur oturduğun yerde, "Okuyucu"luğunu bil!. Kır dizini otur da iki kelime bi'şey oku!
Ne o öyle televizyondu, sebze-böcük yetiştirmeceydi elin sanal tarlasında, otu-boku devirmeceydi şebelek bi' yaratıkla, aptal-salak-sepelek aylaklıktı? 
Şaha şaka... Onu da yapacan tabii... Ama sabahın köründen gecenin seherine değil. Arada bi'kalk da bilgisayarın başından gün yüzü gör. Ne o öyle gözlerinin altı olmuş mosmor?!

Bi de 'Mor Ve Ötesi' var tabii... Serbest çağrıştırdı şimdi bak görüyor musun?. Serbest atış bi nevii... 
Nev'i dinlerim arada radyoda neyin çıktığında. Yanık yanık söyler Türk Sanat Musikisinin bazı eserlerini. Hani 'Bir Nev-i Alaturka' albümü var ya? O güzel bak... Söylüyor maşallah hafız gibi! 

Ya hafız, n'olacak bu memleketin hali?
O değil de benim halim n'olacak? Ne diyecektim, neler anlattım? 
Bi'şeyden çıktımdı ben yola ama...






3 Ağustos 2011 Çarşamba

SEKSİ - ÖZGÜR ve EĞLENCELİYİM, O HALDE ‘FEMME FATALE'İM!

Anacım Fransızcadan gelen bu sıfat-ı şahane, baştan çıkarıcı-seksi-gizemli kadın manasında. Şimdilerde ise,  -gizemli- kısmı kalkmış, eğlenceli-özgür eklenmiş buna... 
Düşündüm taşındım, bilmemkaç şık belirledim. Okursan, (ki keyfin bilir ama oldukça faideli bir yazı oldu yani, sen bilirsin!) adım adım “Famme Fatale” olma yolunda ilerleyeceksin ey okuyucu!

Ben famme fatale'im, ya sen? Ol, ol... J Tavsiye ederim. Pek zevkli. 
İçinde yoksa nah olursun da, işte belki biraz kasarak, biraz gererek, biraz ıkınarak olmayı deneyebilirsin diyeceğim...dim…vazgeçtim. 

Ayrıca seksi olacağım diye çırpınmanın manası da yok. Seksi olunmaz, doğulur bi kere, hıh! J Valla ya... Olmayan bir şeyi sonradan nasıl oldurucan anacım.Yok canım, olmadı, ııh...Çıkar o elbiseyi. Oranı buranı gösterdin diye seksi olunmuyor canım!

Şimdi, boşalt hafızayı, boşaldı mı? Hah… Doldurmaya başla tekrar… Okumaya başla, öğren ve uygula anacım:
(Başlamadan önce yanına çay – kahve – meyve suyu ve yahut isteğe bağlı bambaşka bi'şey al, yudumlarken daha güzel olur okuması… Atıştırmalık da olur… Mmm…nam nam nam…)

ADIM birdirbir: Seksapalite, öyle bildiğin gibi bir şey değil. Adamın şehvet duygularını uyandırmak manasında bir şey değil yani! Çekici ve dişi olacaksın evet ama hal ve tavırlarınla, asil duruşunla, bi bakışınla, bi sözünle, sıcaklığınla, karşındakine geçirdiğin hislerinle seksisindir. "Bakışından süzülen işvene kurban olayım" der şarkıda! Göğsünü-poponu-göbeğini-sırtını-bacağını açınca (ki en doğal hakkındır o ayrı!) sadece beyni yer değiştirmişlerin "seksi" kategorisine girersin ki o heriflerin seksilikten ne anladığını sadece Nuri Alço ve Coşkun bilir! O dudaklarını ağzından çıkacak güzel laflar için değil, fanteziler eşliğinde hayal ederek severler. Velhasıl güzelim; öyle sana öğretildiği ya da dayatıldığı gibi bir şey değil bu seksapalite teranesi...

Bir kere, erkekler için giyinmeyi bi bırak. Kendin için, kendi zevkin için, canının istediği gibi giyin. Bırak erkeği, başka kadınlar için de giyinme!  Ha, canın dekolte giyinmek istiyor, ala... Git giyin... Ama kendine giy! Kendini sevdiğin için, öyle mutlu olduğun için giy… Ha, bi de aynaya bak lütfen giyindikten sonra, sokağa çıkmadan önce. Kendi modanı kendin yarat bi kere. Ne o aynı fabrikadan çıkmış gibi diğerleri ile aynısın? Bir özelliğin, bir tarzın olsun yahu! İllaki havalı görünücem, süslü olucam diye ömrünü yeme! Valla… Kendin gibi, doğal at kendini dışarı. Rahat olduğun için de hareketlerin de daha rahat olacak, böylece daha seksi görüneceksin farkında olmadan.  Zati bu familyadaysan, salaş bi pantolon – t-shirt bile giysen seksi olursun. “Olmaya çalışma” yani özetle! Bir şey olmaya çalışma! Bir şeysen, bir şeysindir zaten! (Ne dedim lan ben?)

ADIM ikinci bilmemkaç: Bir gülümseyişin, neşeli tavırların olsun. Bırak kasılmayı, gerim gerim gerinmeyi… Ne itici bi hal, harekettir o öyle yahu? Rahat ol bi anacım… Bırak şu, kim bakıyor kim bakmıyor, aman da nası dursam da seksi görünsem, neremi neremi tavırlarını yahu! Ay… Allahın kastırığı?! Hah… Koyver gitsin anacım. “Ne hoş, ne doğal hatun “ desinler… Aman da yesinler… J Biraz kilon mu var? Dert değil. Herkes sıfır beden olacak diye bir kural yok. İnanma sen öyle her duyduğuna gördüğüne. Barışık ol kendinle. Kendinle barışıcan diye de abartma yemeyi – içmeyi ama. Acık mukayyet ol canım boğazına da. Aa… Ne diyordum, hah… Hem sen kendini beğenirsen, herkes de seni beğenir şekerim. Bu arada kendini beğen ama “Kendini Beğenmiş” olma e mi?!

ADIM üçüncü bilmemkaç: Bir ortama girdiğinde, gözler – kulaklar hep sende olsun diye yırtınma bi'şeyler söyleyeceğim, yapacağım diyerek. Çok sevimsiz oluyorsun öyle, biliyor musun? Bilmiyordun tabii. Bilsen ve kendini dışarıdan görsen kendinden tiksinir yapmazdın zati! Sakin… Cool… İkincil olmak, bazen göz önünde olandan daha çekici olabilir, yaa?! Acık eğlenceli ol anacım. “Bunu söylesem nasıl anlar, şunu yapsam karizma gider” gibi düşünme salak salak. Eğlen, eğlendir. Sal gitsin. Olumsuz bi'şey mi geldi başına, bi sakarlık mı yaptın? Güle oynaya anlat, dalga geç kendinle, herkesle beraber gül kendine! Kitap okumayı sevmiyor musun mesela? Seviyormuş gibi yapma! Biri sorarsa diye kitap, yazar ismi ezberlemeye çalışma. Sevdiğin şeylere yoğunlaş. Herhangi bir şeye kabiliyetin yok mu? Bunu rahatça ifade et gülümseyerek. Yeteneğin olan şeyleri öne çıkar. Anlat rahatça, eğlen…

ADIM dördüncü bilmemkaç: Yalnız başına ayakların üstünde durmayı öğren. Kap bi şekilde ekonomik özgürlüğünü. Ekonomik özgürlüğünü kapan, ergonomik özgürlüğünü de kapar! (Yaz bunu, iyi laf oldu!) Daha daha özgür olursun. Bunu bil de ona göre davran. Üzme beni! Bir erkekle var olmayı bırak artık! 'Erkek' pek hoş bir varlıktır elbet... Hepsi değil tabii ki de... Fakat bir adamın yardımına ihtiyacın yok “sen” olman için! Sen sen ol, sen seni bil sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni… Hahaha… Vardı böyle bi tekerleme gibi bi'şey… Vardı vardı… J

ADIM kaçın beşi: Kendini sev ama fazla da önemseme. Bir işi yapıyorsan hakkat iyi yap, hakkını ver. Hakkı? Haklı! Neyse… Sen elinden geleni ardına koma, yap yapıştır, tak takıştır, sür sürüştür… Başkaları desin; “Vay be, ne hatun?! Hem çekici, hem seksi, hem akıllı, hem eğlenceli… Bravo!” Sen kendin de söyle kendin için. Evet  ama hani ince bir tül perde var ya, kendini bilmek ile ukalalık arasında? Hah… Bir taraftan diğeri görünür yani. O yüzden dikkatli ol. Bi anda antipatük olabülürsün. Bak sevimli sevimli söyledim lakin olunca öyle olmuyor! Olunca olmaması da ilginç bir kavram kargaşası tabii… Fakat oldu bir kere… Olsa da olmasa da, her şey masada! Ya…

ADIM bilmemkaçın altısı: Sürekli depresif, acıların kadını Bunalgül kıvamında dolanma. Yeter ya! Sıktın ama… Her şeyin bir çaresi var anacım. Bir ölüme bulunmadı çare. O da bulunamaz zaten. E, daha ne kasıyorsun gözünü sevdiğimin hemcinsi? Ölüm bu, giden dönmüyor evet… Biz de gideceğiz, n'apalım yani? Oturup her gün ağlayalım mı bi gün ölücez diye? Bir tek senin başına gelmiyor bu dünyada olumsuz şeyler. Ne insanlar var hayatında göremeyeceğin acıları yaşayan? Piii… Acık şükret! Kötülere bakıp, “Aman ne güzel iyi ki ben değilim” diyerek değil elbet. Nice işkence hayatı yaşayıp da hayata yine de gülümseyenleri örnek al. Ayıp ya, utan biraz. Ne bu surat? J Sinirlendim bak durduk yere şimdi yahu!

ADIM iklim: Senin adın ne?.. Ay,ne oluyo yav, bu adım o adım değildi be?!

ADIM adım Anadolu… Yok, bu da değil!

ADIM gibi biliyorum… Bi bok bildiğim de yok ya, neyse!

ADIM yedinin bilmemnesi: Bu son adım, sözün özü bölümü!
 Diyorum ki; özgür ruhunu koy çantana, eğlenceli halini de alıp yanına, öyle çık doğal ve seksi seksi sokaklara… Bakma ona – buna… Kendin ol, rahatla…

Artık sen de Famme Fatale’sin güzel okuyucu… Aferin.

Yakışıklı okuyucu isen; famme fatale olamazsın haliyle… Lakin seksi – özgür ve eğlenceli kadın kimdir, nasıldır, tanışmış oldun! Hadi gene iyisin. Hemcinslerinden bir adım öndesin! Bravo sana… Bu güzelliğimi de unutma, hadi bakayım... 

............ ................ .............. ............... .................









Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet