Kategoriler

29 Nisan 2011 Cuma

YATAKTAN Bİ KALKABİLSEM NELER YAPICAM DA...

HAFTA SONU OLABİLİTESİ OLMAYAN PLANI
*Kış Mevsimi Versiyonu:
Sabah 07.00de uyanacağım. Şöyle bir gerinip, esneyip, zıplayıp hemen kalkamayacağım, çünkü yatak sıcacık. Saat de erken mi ne? Neyse, çayı koyup, duşa gireceğim. Yok, kahve içemiyorum. Ben çaycıyım! J  Yaz - Kış, fark etmez... 
Sonra… Mis gibi sıcak bi duş… Ay yazın bile sıcakla yıkanan ben, kaynıyor fokurduyorum resmen banyoda! Hayret yani?! J Üşenip sıkmadığım portakalların buzdolabında sularının çekilmesini beklediğim için, hazır sıkılmış meyve suyumu içeceğim. Kahvaltı eşliğinde günlük gazeteye göz gezdireceğim, TV'lerdeki abuk sabah programları eşliğinde mızmızlanacağım… Keyif dakikalarından sonra çıkıp yakındaki markete gideceğim öğle - akşam yemeklerimin eksik malzemelerini almak üzere… Eve dönüp, yürüyüşe gideceğim iki adımlık mesafedeki yere; yürüyüş bandına! Patır patır bir saatliğine sporumu yapacağım… Tekrar mini bi duş ve pc başı mesaisi yapacağım yarım saat… E, maillere ota - boka bakmadan olmaz.  J

Öğlen, bi güzel özene bezene hazırlayıp yediğim lezzetli yemekten sonra, yine demlediğim müthiş harman çayımı içeceğim. Efendime söyleyeyim daha neler yapacağım bakayım? Hım… Hafif bi rehavet çökecek, mayışacağım ve bir saat öğle şekerlemesi yapmak üzere kıvrılacağım yatağa. Ama hafifi sağ yanıma yönelip yatacağım ki dolu midem rahatsız olmasın! Zati eskiler ne demiş; “Yemekten sonra ya kırk adım gideceksin ya kırk dakika sırtı devireceksin!”  J Ben dolu mideye yürüyemiyorum. Spazm geçiriyor gibi kasılıyor bi taraflarım! O yüzden sırtımı devirmeyi tercih ediyorum. Lakin dolu mideye de uyumak sakat ha! Neyse, mis gibi güzellik uykumdan sonra evin içinde dolanıp biraz derleme - toplama yapacağım yavaştan… Ha, bu sırada olmazsa olmaz bi müzik ziyafeti eşlik edecek hareketlerime ki sıkılamayayım ev işi yaparken… Soğuk be!


Akşamüstü Seda ile buluşacağım sinemaya gitmek üzere. Kışın daha güzel oluyor sinema keyfi. İvit... Film için yazı - tura atmamız gerekecek yalnız çünkü ben aksiyon, o romantik komedi izlemek istiyoruz! Hayır, koca ekranlı sinema keyfinde hiç aşk - meşk filmi mi izlenir yahu? Şöyle kovalamacalı, vurdulu kırdılı, kestili biçtili, arabalı, bol ekşınlı film izlenir ayol. Neyse… 

Akşam yemeğinde annemlere gideceğim, ziyafet var. Hafta sonları balık günüdür onlarda… Rakı - balık - meze, tavsiye olunur herkese! J Oh… Şifa niyetine… 
Gece erken yatmaya gerek yok, ertesi gün Pazar… Eve gelince ki eğer dana gibi yediklerimden - içtiklerimden sonra yığılıp kalmamışsam küt diye, ılık ılık bi müzik refakatinde, tatlı bi roman okuyacağım birkaç sayfa… Sonra sıra pc başı gece mesaisinde! Hafta sonu girişgenleri ile yazışıp - çizişeceğim. Dedikodular, yorumlar yapacağım… Birkaç video izleyeceğim… En son, ılık bi duştan sonra kendimi yatağa atıp, Okan'ı izlerken tv karşısında uyuklayacağım uyuklamasına da, acaba sabah mı alıversem duşu?! 
 Aha da gün bitti… Hatta pazarı sayma, hafta sonu bitti! Aman ya… 

*Yaz Mevsimi Versiyonu:
Sabah 07.00de uyanacağım. Şöyle bir gerinip, esneyip, zıplayıp kalkacağım. Çayı koyup, duşa gireceğim. Yok, kahve içemiyorum. Ben çaycıyım! J  Yaz - Kış, fark etmez... 
Neyse… Mis gibi sıcak bi duş… Ay yazın bile sıcakla yıkanmıyo muyum hayret yani?! Ne bileyim! J Tazecik üşenmeyip sıktığım portakal suyumu ferah ferah içeceğim. Kahvaltı eşliğinde günlük gazeteye göz gezdireceğim, tv.deki abuk sabah programları eşliğinde mızmızlanacağım… Keyif dakikalarından sonra çıkıp yakındaki markete gideceğim öğle - akşam yemeklerimin eksik malzemelerini almak üzere… Onları kapıdan eve bırakıp, yürüyüşe gideceğim patır patır bir saatliğine… Tekrar mini bi duş ve pc başı mesaisi yapacağım yarım saat… E, maillere ota - boka bakmadan, sörf yapmadan olmaz. Yaz mevsimi ne de olsa J
Öğlen, bi güzel özene bezene hazırlayıp yediğim lezzetli yemekten sonra, yine demlediğim müthiş harman çayımı içeceğim. Efendime söyleyeyim daha neler yapacağım bakayım? Hım… Hafif bi rehavet çökecek, mayışacağım ve bir saat öğle şekerlemesi yapmak üzere kıvrılacağım yatağa. Ama hafifi sağ yanıma yönelip yatacağım ki dolu midem rahatsız olmasın! Zati eskiler ne demiş; “Yemekten sonra ya kırk adım gideceksin ya kırk dakka sırtı devireceksin!” Bilmiyorum attım mı işkembe-i kübra’dan ama böyle bişeydi sanırım! J Ben dolu mideye yürüyemiyorum. Spazm geçiriyor gibi kasılıyor bi taraflarım! O yüzden sırtımı devirmeyi tercih ediyorum. Lakin dolu mideye de uyumak sakat ha! Neyse, mis gibi güzellik uykumdan sonra evin içinde dolanıp biraz derleme - toplama yapacağım yavaştan… Ha, bu sırada olmazsa olmaz bi müzik ziyafeti eşlik edecek hareketlerime ki sıkılamayayım ev işi yaparken… Yalnız bazen, (yalnızken manasında değil) yüksek sesli müzik beni geriyor. Böyle bi saykoya bağlıyorum falan... Etrafı düzenleyeceğime kırıp dökesim geliyor tersine! Hööö... Ben de anlamadım neden ve ne zaman oluyor böyle? Çocukluğuma inmem lazım sanırsam ama şimdilik aşağı ineyim de bi atayım kendimi dışarı... ;)

Akşamüstü Seda ile buluşacağım sinemaya gitmek üzere. Onunla da ne zamandır görüşemiyoruz iş - güç davasına… Film için yazı - tura atmamız gerekecek yalnız çünkü ben aksiyon, o romantik komedi izlemek istiyoruz! Neyse… 

Akşam yemeğinde annemlere gideceğim, ziyafet var. Hafta sonları balık günüdür onlarda… Rakı - balık - meze, tavsiye olunur herkese! J Oh… Şifa niyetine… 
Gece erken yatmaya gerek yok, ertesi gün Pazar… Eve gelince ki eğer dana gibi yediklerimden - içtiklerimden sonra yığılıp kalmamışsam küt diye, ılık ılık bi müzik refakatinde, tatlı bi roman okuyacağım birkaç sayfa… Sonra sıra pc başı gece mesaisinde! Hafta sonu girişgenleri ile yazışıp - çizişeceğim. Dedikodular, yorumlar yapacağım… Birkaç video izleyeceğim… En son, ılık bi duştan sonra kendimi yatağa atıp, seyirlik (!) tv şovları karşısında uyuklayacağım! 
Aha da gün bitti… Hatta pazarı sayma, hafta sonu bitti! Aman ya… 

HAFTA SONU OLAMAYASICA PLANI

*Yaz - Kış Ortaya Karışık Versiyon:
Aman ya… Sabah olmuş… Ne çabuk yahu?! Daha yeni yatmıştım, hayde bir de baktım saat 07.00 olmuş. Hım, güneş de ne güzel parlıyor. (Anam kapkara hava ya!) Ne güzel de plan yaptım geceden… Dur bakayım, kalkıp çayı koyacaktım önce duşa gitmeden! Yaa… Güneş var da biraz serin aslında ya… Gece duş aldım ya, şimdi almayıvereyim! Akşam alırım be aman ne olacak?! Sabahın yedisinde... Yesin de, yenmiyor işte! Zati her gün işe gidicem diye kalkıyorum sabahın köründe… Aman… Yat gitsin! Ama öyle akşamlara kadar yatmayacağım tabii… Şöyle bi 10.00 gibi kalksam yeter… (Ha... Görürsem söylerim!) Tabii canım hafta sonu demek, kebap demek! Hıh… Hem portakalı kim sıkacak yahu? Eziyet gibi anacım o da! Uzay aracı gibi alet! Bir sürü parçası var, takıcam, sıkıcam, aleti sökücem, temizleyecem ki bıraksan kurur, daha zor! Of…Sabah sabah?!... Hı, kahvaltı keyfi ok… Ama hava da leş gibi sıcak ya! (Hava da ne serin ya, eşek damı gibi olur şimdi kalksam evin içi…) Klimayı açmam lazım… O da, açtığın kadar serinletiyor. (Isıtıyor) “Acık açayım da ev soğusun (ısınsın) kaparım” diyemezsin… Kapa… Hadi kapa… Anında hamam! (Buzdolabı!) E, bir de açtığın kadar açılıyorsun tabii cüzdan olarak?! Of...
 Bir hafta sonu da gecelikle - sabahlıkla salına salına dolaşamayacaksam evin içinde keyifli keyifli, ne anladım ben o tatil gününden?! Ve fakat evde olduğum sürede, akşama kadar yaksam kı-l-limayı, ebenin hörekesi faturası gelecek! J 
(Kış versiyonundan devam edelim anacım:)
Yatak da sıcacık be! Alev alev mübarek! J Alev beni çağırıyor!... Sabahlıkla dolaşamayacağım için de kat kat lahana gibi giyinmem lazım, üşümemek lazım! Allah muhafaza üşütmemek lazım! Şimdi kim kalkıp giyinecek de markete gidecek, of! L Aman, alırım öğlen işte bi'şeyler… Ya da ısmarlarım eve bi pide-pizza filan be! Hayır bırak marketi, bir de yürüyüş çıkardım başıma?! Deli miyim neyim?!  Allah aşkına bi hafta sonum var, onda da spor manyağı olmanın alemi yok! Zati işte yoruluyorum ordan oraya koşuştururken, al sana spor! Temiz havayı da, havalar acık daha ısınınca alırım! Ne tv, ne pc… Birine bile bakasım yok, kaldı ki gözlerimi açasım yok… Uyuyacağım be!
Zati “hadi öğlen oldu, hoop yatağa” demeyecek miyim? En iyisi hiç kalkmamak! 
Hayır, bir de ev işi koyuyorum planın içine! (içine ediyorum güzelim hafta sonunun yani) Evi bok götürmüyor sonuçta, tabii canım! Ay… Akşam sinemaya gidecektik Seda ile yahu! Of… Ne zamandır da görmüyorum zilliyi ama nasıl da “evde kal” geldi bana, anlatamam! Giyinip süslenip çıkamayacağım şimdi dışarılara… Hayır, seviyorum giyineyim süsleneyim de, ne üşeniyorum o makyajı neyin temizlemeye gece yatmadan. Günlerce rimelli yattığımı bilirim. Kuruyup kendi dökülüyor artık. Ehü... Sanki marifet? Salak ya! 
E, araba da yok zati, sıkış tepiş iğrenç ekşi maya kokulu otobüsü bekle bin - in! Hayır makyajsız da çıkmak istemiyorum halkın içine (!) ama kim uğraşacak onunla ya? 
Ve lakin annemler hazırlık yapacak balık muhabbetine… Ee? Neyse te yemek vakti giderim, zati iki adımlık yol…  Gece de Makina kafası, geç yatacağım. O yüzden erken kalkmamak daha iyi… J E, ben… eben… niye hala daha düşünüyorum? Haydi kendime biraz daha iyi uykular yahu!
 Oh… Bu planı sevdim. Sabah aynısının tıpkısını tekrarlayayım!

Yarın da Pazar! Aha da gün bitti… Hatta pazarı sayma, hafta sonu bitti! L Aman yaa… J

miskinim hovardayım... oblomov ayardayım







19 Nisan 2011 Salı

HASTASIYIM...ALIŞVERİŞ HASTASIYIM!!! :)

ALIŞIRIM VERİŞİRİM, KENDİMLE YARIŞIRIM!
Hastayım! Evet… Acı gerçek bu! Her gördüğümü, her bulduğumu almak istiyorum. Güzel mi, kaliteli mi, kullanışlı mı, işime yarar mı, ihtiyacım var mı? Iıh… Bu sorular ve cevapları beni bağlamıyor… 
“Çok mutluyum, gidip kutlayayım da kendime bir şey alayım!”
“Çok canım sıkılıyor, gideyim de neşelendireyim kendimi, alış ve veriş yapayım!"
 “Ay sudan ucuz, alayım da bulunsun. Bir gün işe yarar!”
“Aa… Üç al, iki öde… Biri bedava yani! Ne ala…”
“Bedenime göre değil hay Allah ama kilo veririm nasıl olsa!”
“Anam, ne hoş bir şeymiş bu! Biraz fuzuli olacak ama evime de pek yakışacak!”
“Bugün hiç bir şey almayacağım ama şöyle bir çıkıp vitrinlere bakayım da içim açılsın… Aa… Tam da istediğim şey!!!”
“İyi oldu sezon sonu indirimini beklediğim, stok yapayım şimdi, ne bulursam alayım ucuz ucuz!…”
"Geri zekalı herif, terk etti mis gibi kadını... Ay, saçımı mı kestirsem, alışverişe mi çıksam? 
Her zaman bir bahanem vardır bir şeyler almak için. Gerçekten bu bir hastalık mı, yoksa anlık bir durum mu? Yani aslında bir problem değil rahatsızlık boyutunda da, bir bağımlılık mı ki ve fakat bağımlılık da bir tür hastalık değil mi?! 
Alışveriş sırasında benden keyiflisi yoktur, ancak aldığım şeyleri eve getirdiğimde bakıyorum ki onları neden aldığıma dair kendimi avutmaya çalışıyorum. Suçluluk hissediyorum resmen. Çoğu şeyi alıyorum ve koyuyorum günlerce hatta aylarca kullanmamak üzere ve belki de hayatım boyunca kullanmayacağım bir şey oluyor bazen de. Allah'tan yalnız yaşıyorum, aldıklarımı ev ahalisinden saklamak zorunda kalırdım yoksa. E, tabii kızacaklar bir yerden sonra;
‘Nedir bunca şey, paranı niye böyle saçma sapan harcıyorsun, kolay mı kazanılıyor, a benim salak kızım?!’ diyecek örneğin anneciğim.
‘Yavrum, erkek kardeşine de bir şeyler alıp durma, onu da alıştırma bu gereksiz harcamalara. Bu yaşta benden çok kravatı var herifin. Ne yapacak onca şeyi, iş adamı olunca alır kendi giyeceği kadarını be çocuğum!’ diyecek canım babacığım…
(Bu arada 'iş adamı' olarak görüyor yavrum babacım bizim zıpırı? Yazık ya:)
Ama küçük bey, yani Fidel pek memnun olurdu hayatından gerçi. O kesin;
“Abla ya, ben erkeğim ya, beni de kokoş yaptın valla... Gidelim mi yeni bir yer açılmış, çok güzel spor ayakkabıları var!” derdi evdekilere inat ki; hala diyor… 

Evimde küçük bir butik var. Habire kıyafet, ayakkabı ve çanta aldığım için koyacak yer bulamıyorum ve gidip onları koyacak hurçlar, raflar alıp, dolaplar yaptırıyorum?! E, al sana butik!... Yemek, temizlik, ütü vs. yapmam ama tüm bunları yapabilecek en son teknolojik ürünlere sahibim. Neden? Çünkü güzel mutfağımda bir gün lazım olurlar diye, görüntü olsun diye, annem gelince kullanır diye durmaları için… Duruyorlar evet! Bir kez bile kullanılmadan, ellenmeden öylece duruyorlar. Annem kırk yılda bir gelecek de, fırını açacak da, börek çörek bir şey yapacak da, aletleri kullanacak?! Şıkır şıkırlar vallaha… Yeni gelin gibi süzülüyorlar öylece durup!... Bedenime ya da evime uymayan şeylerin bulunduğu küçük bir köşem de var ki arada oradan hediye bilmem ne için bir şeyler seçip veriyorum eşe dosta. (Ekstra alışverişe çıkmamış ve de acil durumlar için hazır etmiş oluyorum ama n'aber?) 
Satsam köşeyi dönerim ha!... Ne ararsan var anacım.
Biri dese ki bana; 'Fide’ciğim, şunun bunun var mı?" Cevabım yüzde bir milyon baloncuk yutayım ki 'evet' olur kesin! 

“Yıldız tornavidan var mı? Şu vidayı sıkıştırıvereyim.”
 (Bir kez bile bir şeyi sıkıştırmam gerekmedi, çünkü adam çağırıp yaptırırım ama var işte! )
“ Fazladan balık tabağın var mı? Misafirim gelecek de.” 
(Asla balık pişirmem evde ki ne pişiriyorum zaten de… Kokuyor anacım ama var!)
“Matkap var mı? Ali’ye lazım oldu da! Kırk yılda bir kullanılacak bir şeyi satın almayayım şimdi!”
 (Matkap’ın rengi ve minikliği hoşuma gitmişti! İndirimdeydi bi'de...)
“Sarımsak kabuğu soyacak zımbırtı var mı? Almayayım şimdi çıkıp!” 
(Oturup da sarımsak soymam hayatta, tozunu alıveririm! Dur şu çekmecede olacaktı!)
“Delgeç var mı sende? Dosya hazırlamam lazım da sen de vardır kesin dedimdi.” (Tek bir kâğıdı delmem gerekmedi bu güne kadar. O kadar şirin ki ama bi bak!)
“Saat pilim bitmiş, sen de vardır? Akşam akşam aramayayım şimdi.”
 (Düzinelerce paketim var içinde çeşit çeşit pil olan. Belli mi olur anacım kampanyadan aldığım koca ışıldağa kaç tane pil gidiyo biliyo musun? Ya kumandalar? Gecenin bi'yarısı bitse? Saatsiz yaşayamam, zamanı her daim bilmeliyim. Ya şu oyuncak gibi minik pilli radyo? Ha, oyuncak demişken; şarkı söyleyen bebeğime ihtiyaç duyarsam üzgün bi' anımda? )
“Biraz teelight mumun var mı? Sevgilim gelecek de!” 
(Aa… Bak şimdi… Olma mı? Her gün illa yanacak bir kaç yerde. Romantik olmak suç mu?)
“Ekmek makineni ödünç alabilir miyim? Çocukların okuluna yapacağım da.”
 (Ben ekmek yemem!)
“Deniz tuzu var mı sen de? Aramayayım akşam akşam marketlerde!”
 (‘Küvete atayım sıcacık suya da cildim bayram etsin’ diyorum her gün… Sonra da üşeniyorum ve sıkılıyorum orda öylece yatmaya! Deniz tuzu doldu ev!)
“Otuz altı numara abiye ayakkabın var mı kız? Benimkiyle partiye gidicez de! Var de n'olur?”
 (Kaldı ki ben otuz sekiz numara giyerim ama var işte! Ya, o kadar güzeldi ki anlatamam. Numarası da kalmamış. E, benim numaram yok diye öylece yatsın mı rafta yalnız yalnız. Gelsin bende yatsın yatacaksa! Hem sevdiğim birine lazım mazım olur veririm. Tabii... ) 

Hepsine ve daha fazlasına cevabım ‘Evet’ oluyor yani!

 “HepsiVeDahaFuzulisi.com”
 Ne ararsan var… Bütün arkadaşlarım ve komşularım da bunu biliyor artık… 
Fide Butik’ten giyiniyorlar, Fide marketten alışveriş yapıyorlar… Hahaha… Hastayım… Bu kesin… Görüldüğü üzere ihtiyaç diye bir şey söz konusu değil. İstiyorum ve alıyorum. Alışmışım bir kere. Boşuna dememişler; Alışmış kudurmuştan beterdir diye?! Dürtülerimi kontrol edemiyorum. İtaat ediyorum sadece.
Ama anacım, sorarım size, satıcının hiç mi suçu yok? Ha?
 ‘Hırsızın hiç mi suçu yok?’ gibi oldu fakat öyle yahu?! 
Şimdi sen;
 ‘Promosyon’ dersen, 
‘Son iki gün, iki saat’ dersen,
Reklamlarında bütün duyularıma hitap edersen,
 ‘Şu kadar al ama bu kadar öde, bedavadan ucuz’ dersen,
Kocaman kuyu gibi alışveriş arabası koyarsan oraya doldur Allah doldur bitmeyen,
‘Evet, hayır’ diye cevaplamam gereken ama ayıp olmasın ya da karizma çizilmesin diye hep ‘Evet’ demek zorunda kaldığım sorular sorarsan?!
Ben de alırım abi!… Psikolojik yani… Göz yanılgısı, algısı, malgısı, salgısı…. Alıyorum abi!...
 İstek yaratıyorsun bende, alma isteği! Sen de suçlusun, o kadar!

Bir kere ben bunları bir tarafımdan uydurmuyorum ki?! İstatistikleri inceliyorum, okuyorum, bakıyorum, neden bu kadar zaafıma yenildiğimi görüyorum anacım. Taktikler var bir kere, satış taktikleri! Tabii…
Aha da dur bakıyorum şimdi elimde dergi… Okuyorum sana da bak şimdi, dinle;

“İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Bu yüzden bir alışveriş merkezine girdiğinizde, genelde sağa yönelirsiniz. Böylece de büyük ve kar payı yüksek mağazalara yönelmiş olursunuz çünkü katın veya koridorun sağındadırlar zaten! 


 Temel tüketim ürünleri genelde market alanının ortasına denk gelecek şekilde yerleştirilirler ki, oraya ulaşana kadar diğer reyonların önünden uzunca bir süre geçmek gereksin de oralardan da bir şeyler alma ihtiyacı hissedilsin. 


 Giyinme odaları mağazanın en uzak köşesindedir ki gidene kadar ‘Dur girmişken şunu da deneyeyim’ diye bir şeyler daha alınabilsin askılardan. 


Yürüyen merdivenler merkeze en hâkim noktalara yerleştirilir ki, inip çıkarken birçok mağaza görülebilsin. 


 Kritik noktalara ayna yerleştirilir ki ayna sizi yavaşlatır ve orada maksimum vakit geçirmenizi sağlar.


Al işte… Ben demiyorum, bilim söylüyor!  Ben kendi başıma suçlu değilim. Beni suça iten sebepler var!  ‘Al… Al…’ diye psikolojik baskı var! Aa… Boşuna hasta olmamışım canım… 


Ha, bir de reklamlar var, onlara ne diyeceğiz? Kırmızı et pek yemem, işlenmiş et asla yemem fakat benim bile nasıl canım çekiyor o çıtır çıtır mangalın üstündeki sucukları, ekmek arasılarını, sahandalarını görünce. Resmen ağzımın suyu akıyor ya!

"Aa… Siz daha almadınız mı? Çok ayıp. Her evde var, her kadında var, ünlü yıldızlar da da var… Yarın geç olur bugünden alın hemen!’ tarzı telkinli mesajlara ne diyeceğiz? İnsanım canım ben de, robot değilim ki, etkileniyorum yahu bilinç altından altından! 
Ay, sus sus… İyi ki çocuğum yok ya! Yandımdı işte o zaman. Bütün reklamlar onlara hitap ediyor, onlar yoluyla bize ulaşıyor. Çocuk anam babam bu! Laf anlamaz ki; 

‘Yavrum, reklam o… Yok öyle bir şey. Hem her istediğine sahip olamazsın, yok yani!’ diyemiyorsun ki çocuğuna. 

E, reklamcılar da bunu biliyor ve vuruyor can evinden! Hah… Alma bakayım kolaysa?! Ah, her gün dövmek zorunda kalırdım herhalde çocuğum olsa! Şaka kız, döver miyim minicik, topik bebişi ayol? Sinirden ne dediğimi biliyo muyum ben?
 Gerçi, mağazada zırlayacak ‘onu istiyorum, bunu istiyorum’ diye yırtınacak; yok barbi bebek gibi olacağım diye makyaj yapmaya çalışacak tazecik suratına; yok bilmem kim gibi olacağım diye hoplayıp zıplayıp atlayacak kafasını gözünü yaracak; yok ‘şu arkadaşımda var’, yok ‘onun annesi hep alıyor ama’ diye küçücük beyniyle demagoji yapacak?! Paralayıveririm vallaha…  Ehe...
Zaten öyle TV idi, reklam idi, haber idi, film idi… İzlettirmezdim her şeyi… 3 yaşına kadar 'sıfır tv' zati! Tabii... Sonrasında da kontrollü... Çizgi film mi izleyecek mesela? Açarım Dvd'den, film bitince kapanır. Öyle Tv'deki gibi biri biter, biri başlar olmaz! 
Zati kimse kusura bakmasın da, çocukları eylemenin en kolay yolu Tv karşına oturtmak. Çocuk yaptıysan, ilgileneceksin efendim! Atmayacaksın öyle aptal saptal şeyler izlemeye Tv karşısına. Oh ne ala, yap - at! Öyle, çocuğa herkes bakar?!...  Sıkılmadan, yorulmadan oynayacaksın onunla, bir şeyler vermeye - öğretmeye çalışarak... Kendi kendine yetmesini de öğreteceksin tabii... Yoksa 7 / 24 olmaz, seninki de can neticede! Arkadaşları da olacak, sosyal olacak te el kadarkenden... Tabii canım, aa... 
Yahu, ne anlattırıyosun bana, bak şimdi ya? Anam ne despot olurdum hakkat! 

Ayrıca niye öyle kısa film tadında yapıyorlar sanki reklamları sanıyorsun? Dakikalarca sürüyor ve sürekli dönüyor zırt pırt. Ders gibi, unutturmuyorlar maşallah… En gıcık olduğum reklamdaki markayı bile hatırlıyorum bir zaman sonra mecburen. Ha… Kışın dondurma reklamı mı olur? Oluyor. Maksat unutturmamak. Ki anında boğazım şişer yesem. Bırak kışın yemeyi, bütün yaz bir kez anca yerim…  Ay… Düşünürken bile şiştim sinirden be! Tatlıyla pek aram yok da... Ama ver bak orijinal has İtalyan Tiramisu'yu, nasıl yiyorum gözünün yaşına bakmadan!

Çok üzülüyorum kendime bazen. Okuyorum, ediyorum, ilgileniyorum acık psikolojiyle filan da… Sakat yani böyle gidersem, yok yok olan evimde bok püsür ne varsa olacak; bak bak öleceğim öyle yalnız yalnız çöp ev gibi doldurduğum eşyaların arasında! İmdat! 
Hayatın anlamı ne Allah aşkına? Beklentilerim ne ise o mu? Gördüğünü alıp tüketmek mi? Zevklerini tatmin etmek mi? Böylece mutlu olacağımı mı zannediyorum? Yani henüz mutluluğu bulamamış mı oluyorum bu durumda?

 Bir bumerang gibi, alıp tüketip mutlu etmeye çalışıyoruz kendimizi ve aslında olmadığımızı görüp tekrar aynı şeyi yapıyoruz. Sevgisizlik mi beni buna sürükleyen? Hı? Ne sevgisizliği ayol, sevgi arsızıyımdır ben?! Mıncık mıncık severiz ailecek birbirimizi. 

Yalnızlık mı? Yalnızım evet de! Ne bileyim? Çok mu zenginim de bok gibi para harcıyorum ihtiyacım olan şeyleri hiçe sayıp?! Hayır! Bir boşlukta mıyım da doldurmaya çalışıyorum ıvır zıvırla habire? Yok canım! Ee?… Aa… İmdaaat! 
Bunun daha yaşlılığı var ayol! Hiç çekilmez vallaha yaşlılığım böyle gidersem… 

Arkadaşım Zirve, liste yapmadan asla alışverişe çıkmaz mesela. Ve de yaptığı listenin dışında hiçbir şey almaz. Asla ve kat’a! Beraber alışverişe çıktığımızda daral gelir bana, alacağını alır ve şimşek hızıyla terk eder mağazayı ya da marketi, işte neresiyse… Şöyle bir enine boyuna gezmez orayı, aradığı neyse onun reyonuna gider, varsa alır yoksa başka bir şeye bakmaz, döner diğer şeyi almaya listedeki… Ay, çık sıkıcı! 

Sabahtan akşama fır fır gezsem dükkânları sıkılmam ben! Alışveriş yapmayacak olsam da gezinirim oraları. (Ki alışveriş etmediğim görülmedi bu güne kadar) Doldurur doldurur boşaltırım çantaları poşetleri… Zirve, acayip kızar buna ve özellikle onunla gitmemi ister alışverişe. Doğru örnekmiş çünkü bana. İzlemeli ve onun gibi yapmalıymışım akıllı uslu bir şekilde.  Doğru söylüyor olduğuna karar verdim bir gün Zirve’nin. Tabii annemin paparalarının da etkisi vardı yani artık kendime gelmem gerektiğinde! Yemediğim azar kalmadı yani! Tamam dedim, bitecek bu şey, hastalık mıdır nedir? Al, al, al, nereye kadar? Mezara mı götüreceğim anasını satayım bunca şeyi? 

Yeni bir yapılanmaya gittim. Bir hafta sonu, bütün günümü evde geçirip, aslında ihtiyacım olmayan ne varsa ayırdım. (Hepsi de çocuklarım gibi, ayrılmak çok zor oldu.) Sonra ayırdıklarım için, ihtiyacı olan tanıdıklarımın listesini çıkardım onlara vermek üzere. Kalanları da anneme havale etmek üzere paketledim, gereken kişilere versin diyerek. Bilir çünkü o hayır işlerini. Çok zor oldu ama dediğim gibi. Elime alıp alıp bırakıyorum alışkanlık gereği, ona buna lazım olur deyip. Baktım olacak gibi değil, kıyamıyorum hiç birine, hemen joker telefon hakkımı kullandım ve çevrim içi Zirve’ye bağlandım bana yardımcı olması için. Canlı canlı yardım etti acımadan;

‘Ay, Fide… Niye beni aradın madem sözümü dinlemeyeceksen? Koy çabuk onu da kenara, gidecek, o kadar!’

İstersen koyma, gelir teftiş eder valla koydun mu koymadın mı? Neyse anacım, hallettim ilk bölümü. Şimdi de sıra bir terapist'e gitmeye geldi dedim ve gittim. Kadıncağızı da deli ettim anlattıklarımla, eminim. Ağzı açık dinledi bir alışverişte neler alabildiğimi anlatırken. Çok varmış ama bu dertten muzdarip kadın ve hatta erkek. Tabii onlarca takımı, ayakkabısı, gömleği ya da elektronik eşya koleksiyonu olan erkek sayısı da küçümsenecek gibi değil yani! Bunları da ben ağzım açık dinledim. Sadece kadınlardan beklerdim alışveriş manyaklığını. Benim tanıdığım tek alışveriş hastası erkek, kardeşim Fidel’dir ki onu da ben alıştırdım. Yazık çocukcağıza, bir de onu tedavi etmek gerekecek şimdi. 
Sonracığıma, düzenli gittiğim seansların ardından biraz da olsa ferahlamıştım ve ne zamandır da yeni bir şey almamıştım. Fakat kolay olmuyordu tabii kendimi tutmak. Mümkün olduğunca listesiz alışverişe çıkmıyordum Zirve’nin kulaklarını çınlatarak küfretmek suretiyle. E, ne yapayım, çok zevksiz böyle alışveriş. Ama sağlıklı… Zaten sağlıklı olan her şey ya sıkıcı ya lezzetsiz... Ya da sağlıklı! Ehe...

Bu arada bir başka arkadaşım Sahar, hipnoretapi’ye gittiğini söyledi kilo verebilmek için. Ve işe de yaramış beş seans sonunda. Ha, bir başka arkadaşım da sigarayı bıraktı bu yöntemle. Tabii... Ayrıca da eve bir CD yapıp veriyormuş doktor, arada dinleyip kendine gelsin diye! Dur dedim bir de onu deneyeyim yardımcı güç olarak...
Gittim anacım. Şirin bir adamdı doktor. Uzun uzun anlattı neler yapacağımızı ve neye yarayacağını. ‘Olur anasını satayım’ dedim, yapalım… Yaptık;
Yarı uzanır vaziyette oturdum bir kanepeye. Fonda çançinçon ancinsan müziği! Yarı hipnoz gibi, yavaştan kapıyorsun gözünü ve doktorun anlattıklarını ve telkinlerini dinliyorsun. Bildiğin ayıksın ama. Öyle çocukluğuna filan da inilmiyor yani. Benim bildiklerimi bana satıyor doktor;

"Gereksiz, ihtiyacın olmayan şeyleri almayacaksın. 
İndirimlerde alışveriş yapacaksın sadece ve ihtiyacın kadarını alacaksın. 
Üzgün olduğunda ya da mutlu olduğunda bahaneler yaratmayacaksın kendine bir şeyler almak için. 
Her zaman –Buna gerçekten ihtiyacım var mı?- diye soracaksın. 
Gıda alışverişi yapacaksan illaki tok karnına gideceksin. 
Ayağını yorganına göre uzatacaksın. 
Asla ihtiyacın olmayan bir şey almayacaksın bundan sonra…’

Oldu canım... Biz de biliyoruz şekerim bunları, ooo… Bu mudur yani?!’ diyorum içimden sürekli… Geriye doğru sayıyor adam ve gözümü açıyorum. Sonra da yine beni bana anlatıyor;

 ‘İçinden şöyle böyle demişsindir sen şimdi?  (anladı mı ne?) Olsun de! Beynin halledecek onu, bilinçaltına işledi zaten, sıraya koyacak, her şeyi sırayla halledecek.’

Videoya çektim seansı. İzledim sonra kendimi. Yine dedim; ‘Bu mudur?’ 
Neyse, beş seans itinayla gittim bilinçaltıma işletmeye telkinleri...

 Aradan iki üç ay geçti… İlk ay evde de dinledim cd’yi ama sonra boşladım unuttum filan derken, baktım ne zamandır alışveriş yapmıyorum gereksiz. Bir mağazaya giriyorum mesela vitrinde bir şey görüp, elime alıyorum, eviriyorum çeviriyorum, yerine koyuyorum. Evet, evet, almadan çıkıyorum. Hatta bu aralar hiçbir vitrine bakmadığımı fark ettim ağzımın suyu aka aka. 
Aa… Terapiler işe mi yaradı ne? Ay inanmıyorum?! Sahi yaradı mı ayol? Of… Süper… Bunların farkına vardığımda, Zirve’yi arayıp, başarımı kutlamamız gerektiğini söyledim.  Tabii alışveriş yaparak değil, bir yere eğlenmeye giderek. Hahaha… Ne komik olurdu, deli gibi alışveriş yaparak kutlasaydık bunu! Ay, özledim be! Aman aman… Zirve ve doktorlarım duymasın!  Velhasıl iki buçuk senedir, tek iğne almadım fuzuli! 

Ay, bir hafifledim, bir hafifledim ki anam anam deyim! Ben rahat, evim barkım rahat, cüzdanım rahat, Zirve rahat, annem rahat…  Japonlar gibi bir ev mi yapsam acaba kendime daha da ileri gidip? Bomboş, ferah, kullanışlı… 

 Ha… Fidel’de iyi durumda. Onu da gönderdim benim doktorlara. Şimdi artık, yok mutluyum, yok mutsuzum, yok canım sıkılıyor, yok sudan ucuz, bok püsür deyip alışverişte almıyorum soluğu…

 Aa… Yarın Zirve’nin doğum günü! Gidip bir hediye alayım bari… 























Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet