Kategoriler

15 Ağustos 2012 Çarşamba

'NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR' GEYİĞİNİ, NOEL BABA'NIN GEYİKLERİ BİLE GEÇEMİYOR!


O değil de... Geyik meyik hikaye, ızgarada bir dana bonfile olaydı da yiyeydik...
Lakin konu ciddi!

Neşeli, gülüp oynaya birkaç gün öncesinden karşılanan, erkenden kalkılıp el öpülen, şeker ve harçlık dağıtılan, sokakta mantar maytap veya torpil patlatılıp eğlenilen, gece yarılarına kadar çelik çomak – misket kuyu kazmaca – saklambaç – yakar top oynanan, harçlıklarla elmalı şeker – pamuk şeker alınan ve henüz ‘Nerede o eski bayramlar?’ Diye hayıflanılmayan günlerde ne güzeldi be bayramlar?!

Benim gibi kırk yaş üstü iseniz pek bir aşinasınız demektir o günlere. Genç iseniz, okuyup gülecek ve ‘Hadi canım sende… Nedir bu eski – yeni bayram teranesi? Yaşlanmışsınız işte… Başka bir fark yok!’ Diyeceksiniz muhtemelen?! Lakin tüm bunlar ‘ihtiyarlık’ yakınması ile ilgili değil genç insan! Ruh ile, duygu ile, zihniyet ile, örf – adet ile ilgili… Sen yaş aldığında ve ihtiyarladığında, umarım bu günleri özleyecek durumda olmazsın. Ama oturduğun yerden olmaz bu! Çok çalışacaksın, vatanına sahip çıkacaksın, memleketini ev’in bileceksin, evine yabancıları sokmayacaksın, aileni (!) bir arada tutmak için var gücünle mücadele edeceksin ki; bu günleri hasretle anmayasın! Kaldı ki; anacak ne gücün ne de iznin kalmayabilir mazaallah!!!

Halet-i ruhiyemiz mi, ekonomik durumumuz mu, memleket meseleleri mi bizi bayramlardan haz almaktan alıkoyan?

E, hal böyle ise eskiden yani; gaz lambası ile aydınlanıldığı, ekmek – çay – şeker – tüp kuyruklarının olduğu veya başka deyişle hiçbir şeyin olmadığı (!) zamanlarda nasıl oluyor da bayramlarda yoksulluk – yokluk - dert – tasa unutulup bir coşku hâkim olabiliyormuş? Peki, ne kadar darda olursan ol çocuğuna ‘Bayramlık’ alma telaşının heyecanı? Ne kadar yoksul olursan ol, illaki misafirine kurulan sevgi aromalı sofralar? Acaba ‘maneviyat’ mı idi o günleri daha huzurlu ve güzel yapan?

Şimdi tam tersine;
 ‘Aman kim bu vakitsizce (!) kapımı çalan?’
‘Yahu kim geldi şimdi çat kapı, bayram seyran benim neyime?’
‘Aman ne zahmete gireceğiz bayram bayram? Tatile gittik deriz olur biter?!’
‘Eskidenmiş bayram seyran, kimseyle görüşesim yok vallahi…’
Cümleleri kuruluyor, değil mi?

Eskiden bayramlık pabuç ve elbisesini yastığının altına koyup uyuyan çocuklar vardı ve bu mini minicik özel durumdan kocaman bir mutluluk duyarlardı. Yani ‘mutlu olmak’ nedir, bilinirdi! Şimdi bin bir çeşit ayakkabısı – oyuncağı olduğu halde huysuz, mutsuz ve bencil çocuklar yetişiyor?! Gerçi şimdilerde bebelere bile markalı ayakkabılar, kıyafetler giydiren ve giydirmeyeni kendinden küçük gören ‘yeni nesil ebeveyn’lerden; ‘Yeni ayakkabımızı yastığın altına koyup uyurduk sabah bayram olduğunu ve onu bu yüzden giyebileceğimizi bilmenin heyecanıyla’ Cümlesinin mana ve ehemmiyetini anlamasını bekleyemeyiz tabii?!

Eskiden ‘özel günler’ vardı ve o günlerde alınırdı ‘özel’ şeyler. Bu da durumu daha da ‘özel’ kılardı. Alınanın, yapılanın kıymeti olurdu. Çünkü her daim, her şeyi alacak parası yoktu insanların. Olanı da bu özel zamanlar için saklarlar ya da önceden o an için biriktirirlerdi. Ve öyle mutluydular ki… Şimdi ‘özel’ olan bir şey kalmadı. Her bir şeyi, her an bulup alabiliyorsun. ‘Bayramlık’ ayakkabı ya da kıyafete ihtiyacın yok, çünkü artık sana her gün bayram (!) ve zaten hepsine sahipsin, bayram’a saklamana gerek yok! Hal böyle olunca da, ‘özel’ mutluluklar yaşayamıyorsun!

Eskiden aile ziyaretleri yapılırdı cümbür cemaat. İade-i ziyaretler ihmal edilmezdi. Gelecek olan yakınların, eş – dostun yolu gözlenirdi. Şimdi kimselerle muhatap olmamak için tatil bahaneleri yaratılıyor. Bayram; ‘tatil yapmak’ manasına geliyor artık…

Eskiden sadece yaşayan değil, göçüp gitmiş yakınlarını da sevindirirdi insanlar. Kabir ziyaretleri de azaldı sanki. Severek, sayarak, hatırlayarak hatırlatırdı kendine kişi; bir gün kendisinin de oraya göçeceğini. Kısacık hayatta ölümlü bedenler olarak, kıymetini bilirdi geçirdiği o ‘özel’ zamanların. Şimdi dedesinin, amcasının nerede yattığını bilmeyen insanlar var!

Eskiden kulaktan kulağa, dilden dile dolanır idi bu mevzu, şimdilerde sosyal – görsel medya vasıtasıyla giriyor göze – kulağa ‘eski bayramlar’…
Şimdilerde reklamlarda bile işleniyor bu konu. Yaşlı – tonton bir çift, erkenden kalkıp, giyinip, şekerlerini hazır edip, torun tombalak bekliyor ‘Umut fakirin ekmeğidir’ kıvamında. Biraz demagojik, biraz da gerçek… Ne yazık ki davulcu çalıyor kapılarını bayramda sadece…  Sevgi ile acıma duygusunu bir tutan, acizliğe – yokluğa acımayı ‘sevgi’ zanneden insanlar olarak, damardan girmeyi biliyor bizlerin kanına reklamcılar?!

Ya da tam tersi; aile büyükleriyle coşkuyla kutlanılan, amerikalı gazlı içeceğin (!) su gibi içildiği sofralarda güle oynaya buluşulan bir görüntü var… Sözde büyükler de unutulmamış ve en küçüğünden en yaşlısına sevgi pıtırcığı bir aile resmedilmiş! Sanırım onların ‘çocuk’ yaşta evlatlarının eline silah verilip; ‘Hadi bakalım, vur şu teröristi. Lakin kaderinde varsa –şehit- de olabilirsin. Ama olsun varsın üzülme. Adı üstünde ‘kader’ bu! Efendim? Benim oğlum mu? Ha, ona dizimin dibinde yaptırdım yahu. Şimdi de bir elinde internet, diğerinde ne edersen et parası, dolanıyor işte –erkek- gibi! Ne yapalım canım, onun kaderi şehit olmak değil ki sen varken?!’ Denmemiş henüz. Sanırım onların ekonomik sorunları yok, sırtları pek karınları tok! Sanırım onların şiddet görmüş, istismar edilmiş kız evlatları da yok! Sanırım onlar Türkiye’nin genelinde olduğu gibi 3G modunda yaşayan, huzurlu mutlu bir aile! Keşke böyle mutlu olsa herkes ama ben her zamanki gibi bize dayatılan, alttan alttan bilincimize yerleştirilen ve bizi suskunluğa iten şeylere sinirleniyorum tabii…

Söyleyecek, konuşacak o kadar çok şey var ki, ne yazmakla biter, ne de dinlemekle…
Nerde kalmıştık? Hah…

Şimdilerde sayfiye tercih ediliyor sessiz sakin olması babından, bayram geçirilmek (!) üzere… Bir nevi saklanılıyor geçmişten?! Adı üstünde ne de olsa, geçmiş – gitmiş – yok! Eskisi gibi değil ne de olsa artık bayram dediğin!

O devri bir güzel devirmiş (!) tadını alabilmiş büyüklerimizden dinlediklerimiz ne hoş değil mi?
Tiyatrolar, eğlenceler düzenlermiş… Kukla, meddah gösterilerine ilgi çok olurmuş… Çocuk Esirgeme Kurumu kartlar bastırıp dağıtırmış içinde sürpriz hediyeler olan… Aileler ihtiyacı olana vermek üzere hazırlıklar yaparmış bir şeyler toparlamak için. Öyle eski püskü değil ha, yepisyeni şeyler! Müthiş bir tevazu içinde huşu ile yapılırmış lakin tüm bunlar, göze soka soka değil!!!... Panayırlar kurulurmuş çoluk çocuk gidilen…

Bu sene de haberler bilmem kaç kişinin yurt dışına çıkacağını duyuracak bayram tatilinde. Yurt içinde ise trafiğin nasıl felç olduğundan ve her sene olduğu gibi bayramlık kazaların sayısından dem vuracak. Seyahatinden dönenlerin yol çilesi ve tatil eziyeti anıları dinlenecek. Gidilen mekânlardaki garip yapaylık, tatsızlık ve ruhsuzluktan bahsedilecek. Ve bu bayram da her bayram olduğu gibi ‘kös kös evde oturduk işte’ Diyenler olacak. ‘Deliye her gün bayram!’ Diyen çıkacak illaki. Ve tabii; ‘Nerde o eski bayramlar’ geyiği boy gösterecek her sene olduğu gibi gözümüzün kulağımızın önünde geçit töreni yaparak. Evet… Ve fakat sanıyor musun ki beş – on – on beş sene sonra dahi çevrilmeyecek yine ilave soslarla bu geyik? Sen öyle zannet J O yüzden ‘geyik muhabbeti’ Diyerek küçümsememek de lazım anlatılanları. Şimdi ‘yeni’ olan bayram da eskiyecek çünkü ve kim bilir ne denilecek onun hakkında da?

“Terörün, şiddetin, geçimsizliğin, ayrımcılığın had safhada olduğu; kardeşin kardeşi vurduğu; çocuk yaşta –kader- şehitlerinin kanlı gözyaşlarıyla toprağa verildiği; bağnazlığın, yobazlığın prim yaptığı; mağdurun suçlu sayıldığı; ‘özgürlük’ ve ‘hak’ kelimelerinin sözlükten bile silinmek istendiği; insanların sürekli –mış-muş- gibi yaptığı ve asosyal bireylere dönüşüp itinayla birbirinden kaçtığı; saygısız, sevgisiz, neşesiz, tatsız, tuzsuz günlerdi eski bayramlar! Hey gidinin…” Diye anılırsa hiç şaşmam. 
Tabii temennimiz her daim dalgalanan bayrağımızın altında her türlü pisliğin kötülüğün son bulduğu, huzurlu coşkulu kutlanan bayramlara erişebilmek…

Galiba tadımızı tuzumuzu Bayram’da değil, kendimizde arasak fena olmayacak?! Hani mutluluk aranarak bulunacak bir şey değildir ya?  Ve galiba değişen bayramlar değil, insanlar ha ne dersiniz?

Eskidendi bayramlar, ‘Eski’ Dendi bayramlara!.. Bayramlar eskimiyor aslında, insanların duyguları eskiyor.

Gençler ile ebeveynleri ve büyükleri arasında uçurumlar açılıyor git gide. Birbirini anlamaya çalışmıyorlar. Genç kişi, henüz daha az yaşanmışlığın verdiği tecrübesizlikle küçümsüyor büyüğünü, büyük de kendini pek bir ‘büyük’ görüyor bazen kendinin de bir zamanlar ‘genç’ olduğunu unutup ahkâm keserken! Uyuzlaşmaya değil, uzlaşmaya başlamalı hâlbuki bir an evvel. Daha çekirdek ailede anlaşamazsa bireyler, toplumda halimiz nice olur? Birbirine zıt, birleşeceğine kendi içinde asıl gerekenler dururken birbirine kafa tutan, ruhsuz – yersiz - yurtsuz insanlar topluluğu olma yolunda ilerliyoruz maşallah! Aferin bize!

Yaşadığımız günler, bayramın ruhuna ters bir zihniyette ve karanlıklar içinde. Yalaka bir koyun sürüsü ile Ulusal birlikten uzak, kendi başını kurtarıp ‘Yılan’ın başını kendine dokunmadığı sürece umursamayan, saygıyı yitirmiş, sevgi’yi sadece bir isim zanneden, tembel, dar görüşlü, at gözlüklü, ‘Hep Bana’cı, ruhsuz insanlar topluluğu ile hangi bayramı kutlayacağız Allah aşkına?! Nesini kutlayacağız? Nasıl kutlayacağız?

Din-i bütün (!) görünüp, bütünlüğümüzü bölmeye çalışanların varlığını bile bile hangi yüzle kutlayacağız ‘Oh be bayram geldi, her şey güzel, her yer güllük gülistanlık!’ Deyip?!

Hz. Muhammed (S.A.V.) demiş ki; “Burçlarında kendi bayrağı dalgalanmayan ulusların namazları da geçerli değildir!” 

Sen önce bir güzel memleketine sahip çık, elden gitmesine göz yumma, bayrağını anlı şanlı dalgalandır. Ondan sonra bak nasıl olacaksın gerçek Müslüman?! Yeme – yedir, içme – içir, giyme – giydir, alma – ver! Bak nasıl seviliyorsun sayılıyorsun milletçe.  Ama nerdeee?!

En güzeli; ‘eski’ ya da ‘yeni’ karşılaştırması yapacağımıza, henüz geç değilken geleceği olumlu yönde değiştirmeye çabalamak olsa gerek. Devir değişiyor, şartlar değişiyor, evren değişiyor. İnsanlar da değişip, o anki duruma ayak uydurmaya çalışıyor aslında. Mesele bundan ibaret. Ve fakat önemli olan; eski’ye ‘antika’ muamelesi yapıp muhafaza etmek ve yeniyi de bir gün eskiyeceğini düşünerek yıpratmadan muhafaza etmektir. Bakınız ikisi de aynı kapıya çıkıyor.

Evimiz olan ülkemizi ve içinde yaşayan ailemiz olan insanları sevelim. Sevmediklerimizi, istemediklerimizi de söylemekten kaçınmayalım. ‘Bugün bana, belki yarın da sana!’ Diyerek empati kurup, olup bitene kulak tıkamayalım.

Allah’ın her günü özel ve kutsal. Ve her bir gün bayram havasında, şükrederek yaşamak mümkün olsun inşallah. 
Hadi bakalım...
İyi bakalım, iyi görelim.


Şeker gibi tatlı, huzurlu, sağlıklı, aydınlık günlerin müjdecisi güzel bir bayram diliyorum.















Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet