Kategoriler

20 Şubat 2011 Pazar

YALNIZLIĞIN MUHALLEBİ KIVAMI'ndan...

... O bir yana da, habire ölümü düşünmek içimi kıydı, daralttı, kastı. Neden ama neden sürekli Emir’i ölecekmiş ya da ölmüş gibi düşünüp senaryolar yazıyorum kafamda? Beynim bana hükmediyor. ‘Düşünme!’ dediğim şeyleri inatla düşünüyor.  Söz geçiremiyorum. Ay, deli olacağım. Olumlu şeyler düşünüp, sevgilime doğru enerjiyi göndermeliyim…
Ölümü kendim için de düşünüyorum bazen. ‘Ölüp gidiyorsun işte’ desem, rahatlayacağım. Ama ölümün de iyisi kötüsü var anacım. ‘Allah güzel ölüm versin’ derdi Leyla Sultan. A… ‘Derdi!’ dedim ayol, amanın… Der yani… Allah uzun ve sağlıklı ömür versin canıma. Ay arayayım bari bak özledim de.
 Hakikaten, tık diye ölecek olsan neyse. Uykunda mesela. Al sana güzel ölüm. Ya, kaza geçirip, cıyaklaya cıyaklaya ölsem? Ya sakat bir hastalık yapışsa yakama da, sürüm sürüm süründürse? Ha, yine de ölüyorsun sonuçta ancak zaman alıyor tabi. Peki, bir uzvum kopsa ya da kesilmek zorunda kalsa. Yıllarca öyle yaşamak durumunda kalsam ki adına ‘yaşamak’ denirse?! Ancak ne engelliler var, benim yapamadığım nice şeyi yapabiliyor da, her şeye rağmen kopmuyor hayattan. Saygılar…
Ayıp bana. Yaşayacaksın tabiî ki…
Ay… Bayılacağım şimdi. İnsan kendi içini ancak bu kadar daraltabilir. Ama bu bir şey değil. Manyak ölüm senaryoları da yazıyorum…
Araba kazası geçiriyorum mesela, oram – buram koparak ölüyorum… Tövbe tövbe…
Evde yangın çıkıyor, dışarı çıkamıyorum ve yanarak acı içinde can veriyorum…
 Yanmak deyince, en korktuğum şey bu! Hangi filmdi yahu, hatırlayamadım ama sapık herif, birazdan yakacağı diğer bir herife, yanarken neler olacağını anlatıyordu, yaklaşık şöyleydi sanırım;
‘Önce sesin gider. Acı içinde kıvranırken çığlık atarsın, yani attığını sanırsın! Sonra gözlerin birer cam gibi patlar. Derin, katman katman mangaldaki et gibi yanıyordur. Saçların kavrulur, dokunmak ve alevi söndürmek istersin ama ellerin yoktur! En kötüsü de çıkan kokudur!’
Ay, bir tuhaf oldum. Sanki beni yakacaklar gibi hissettim birden. Of…

Kapkaç saldırısına uğruyorum, herif beni yedi yerimden bıçaklıyor, oracıkta ölüyorum… Neden yedi yerimden, onu da anlamış değilim?! Ha… Yedi deyince Brad Pitt’li muhteşem filmlerden biri geldi aklıma; ‘Seven’… Oy, oy, oy… Zaten, nerede kesmeli biçmeli, sapık filmler var onları seviyor, izliyorum. Testere’leri hatmettim mesela… Kesin hastayım kafadan…

Spor yürüyüşü yaparken, 4 kişi beni kaçırıyor ve tecavüz ediyor. Yüzlerini gördüğüm için, boğazımı kesiyorlar, tak ölüyorum…

 Alışveriş yaparken, mağazaya eli silahlı hırsızlar giriyor, bizi rehin alıyor, kasayı soyuyor ve tabi istedikleri yerine getirilmediği için hepimizin kafasına teker teker sıkıyorlar, ölüyoruz, ruhumuza Fatiha… Fakat tabi, bu olay Türkiye şartlarında cereyan ettiği için, Amerikan filmi tadında, FBI’dan cillop gibi adamlar gelip, bizi büyük bir operasyonla kurtaramıyor ve akabinde ‘tall, dark and handsom’* dedektif bana âşık olamıyor bu durumda. Kaldım mı sana yine evde. J
(* uzun – esmer – yakışıklı)

Büyük bir alışveriş merkezindeyken, bomba patlıyor ve ağır yaralanıp, ambulansa bile yetişemeden ölüyorum…

Eve hırsız giriyor, göz göze geliyoruz, suratıma koca bir yumruk indirip dağıtıyor, para vs.nin yerini soruyor. Dağılmış çenemle cevap veremeyeceğimi hesaba katmayıp sinirleniyor ve hıncını tecavüz ederek alıyor. Hem hırsız, hem sapık! Sus sus sus… Üstüne de bir güzelce boğazımı kesip öldürüyor.

Oh… Oldum mu sana psikolojik deli! Acilen Ahmet Bey’i aramalı ve bu konuyu da konuşmalıyım. Hayır, üstüne niye tecavüz sosu ekliyorum, anlayabilmiş değilim. Hiç normal değilim, hiç. Gerçi ‘normal’ nedir, onu da bilmiyorum ya? Kime göre normal, neye göre normal? Normal olunca, her şey yolunda mı gidecek ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet