Kategoriler

13 Haziran 2014 Cuma

'BABA' Deyip Geçme!

                         Baba... Ne güzel bir kelime değil mi?


'Anne'den sonra anılsa da, hayatımızdaki yeri oldukça büyük. 
Korktuğumuzda, heyecanlandığımızda, yardıma ihtiyacımız olduğunda, ağladığımızda, vs. kuyruğumuzu sıkıştırıp hep 'Anneee' diye çağrıda bulunsak da, her şeyimizi ya da sırlarımızı paylaşamasak da, orda bir 'baba' var uzakta 
(yok yav, yanı başımızda.) 

İşte o 'baba' bizim babamızdır!  

Ve fakat;
Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz! (Gerçi ben 'Roma' diyorum)
Cennet anaların ayakları altındadır. (Bittabii  
Anam anam güzel anam, garip anam. (Niye garip olsun be, sultan o bi'kere)
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar! (Analar ağlamasın!)
"Ana sayfa" var mesela! (E, n'olacağıdı ya?)
Eller kadir kıymet bilmiyor anne! (Eller, eller, eller...)

Bak hep ‘Ana’ görüyor musun?

Ana-Baba günü vardır bi’, anca orada bir arada anılır adları. Baba’da, annenin yanında yer bulur böylece yazık garibim.
 Hakkı yeniyor ya, olmaz ki ama?!   

Pekii... 
Baba deyince ne geliyor aklımıza;
'Şam babası', 'İskele babası', 'Babayı aldık', 'Babalara geldik', 'Hay babanın şarap çanağına', 'Babam sağ olsun', vs...

İyi de neden? 
Bu arada sondaki örnek 'Babam sağ olsun' olumlu bi' manada değil ha?! Baba parasıyla geçinen (kendi ayakları üzerinde anca gezinti yapıp, babasının ayaklarını ve kredi kartını ihtiyaçları için kullanan), tembel çocukceğizlerin sevdiği bir sözdür. Yoksa onun beden ve ruh sağlığını düşünmek değil sözün özü? Pii...

Baba, niçin ama niçin ikinci plandadır hep? 

(Çaktırmayın, tabii ki anne ilk sırayı alacak. Bir gün 'Baba' olacak çocuğu da anne canlısı doğuruyor bi'kere akıllım. Her canlı kadın kromozomuyla hayat buluyor te embriyoluktan? İvit. N'aber?)

Ve lakin;
Baba amca yarısıdır. Tabii, öyle deme. Babamca'giller can'dır. İkisi de seni çok sever. Ama amca babadan geri kalmaz ha, harçlık verir mesela. Top oynar senle. Tepesine çıkarsın, atlarsın, zıplarsın, ses etmez. Babanın; 'çocum yorgunum, git başkasıyla oyna' dediği anda imdada yetişir. Babana yapamadığın şımarıklıkları ona yaparsın, gıkı çıkmaz, da... Konumuz 'baba', bu manada babaya odaklanalım derim. Dağıtma kafamı okuyucu!

Oysa ki;
Özellikle kız evlat için pek mühimdir kendisi. İlerideki eşini, babasını örnek alarak seçer mesela. Tabii mevzu bahis baba, yukarıdaki yakıştırmalardan birini hak ediyorsa; iskele babası ise örneğin, kızceğiz onun gibi olmayan tam tersi bir erkek modeli arayacaktır. Yani her halükarda etkilidir hayatında kız çocuğun. 
Kendini güvende hisseder bi'kere varlığıyla. Çünkü baba güç'tür, otoritedir, dünyanın en yakışıklısı ve karizmatiğidir. Koruyucudur, bilir hemcinslerini de, o yüzden sıkı takip eder kızının flörtünü ki; herif maazallah biricik kızını üzecek filan olursa, kafasını gözünü kırabilsin.
Adam seni ağlattı mı, koşar; "Baba... Hiçbiri senin gibi değil!" dersin.  

Erkek evladın da rol modelidir baba. Elinden her iş gelen (ki; şartı yok tabii), başın sıkıştığında yanında biten, ‘git cüzdanımdan al ihtiyacın olan kadar’ diye sonsuz güvenle harçlık veren, hiç yorulmadan omuzunda sırtında taşıyan, tavla oynamaktan en çok zevk aldığımız, her zaman sevgisini belli edemeyip sevgi sözcükleri sarf edemeyip sarılmasa da, arada kaşlarını çatıp azarlasa da... Orda bir ‘baba’ var uzakta, işte o ‘baba’ bizim babamızdır!

Bazımız için hakkat ‘uzakta’ olabilir babamız. Yaşıyordur ama bizimle değildir?! Bedenen yanı başımızdadır ama ruhen uzaklara gitmiştir?!
Varlığıyla yokluğu birdir mesela?!
“Keşke uzakta olsa!” dedirtiyordur belki de?! Belki de daha ciddi boyuttadır ona karşı hislerimiz de; “Keşke ölse!” dedirtiyordur maazallah?!
Oysa başka bir yerde, başka birimiz; ‘Keşke burda olsaydı!” diyordur üzüntü içinde?!
Belki çok uzaklara gitmiştir iş için kısa bir süreliğine de olsa, belki gerçekten uzaktadır ve sadece sesini duymayı bile hasretlemişizdir yahut çok uzaktadır ama artık geri dönemeyeceği bir yere göç etmiştir?!
Yanı başımızdaki babamızı görmezden geliriz bazen sanki uzaktaymış gibi?!
Ya da uzaklaşınca biliriz ancak kıymetini?!

Ve fakat kıymetlidir babalar. Tabii...
“Babam ve ben... “ diye cümle kurarız da üstüne filmini izler, salya sümük ağlarız...
“Bi’gün babamla gidiyoruz...” diye anımızı anlatırız gülmekten çatlaya patlaya...
“Beni babamın gençliğine benzetirler...” diye gurur duyar, hafiften de kıskanırız kendisini...
“Babam hep... şunu der, bunu der" diyerek özlü sözlerini paylaşırız övünerek...

 Sağ olsun var olsun kendisi eşşek (!) gibi çalışır da, yedirir, içirir, okutur, büyütür bizi. Anası ağlar ama gıkı çıkmaz.
 (E, onun da bir anası var tabii ve ağlarsa da bi’ o ağlar!)

Çok "Baba"Adamdır be!



Lakin onun da bi’ canı var cancağızım. Sonuçta o da bir insan! İyisiyle, kötüsüyle, hatasıyla, sevabıyla, varlığıyla, yokluğuyla, canımıza can katan ya da canımızı yakan olmasıyla, bir canlı sonuçta.
Onun da hisleri, duyguları, zaafları, sevip sevmedikleri, vs. var. Biz de bunları dikkate almalıyız şekerim. Her şeyi ondan beklemek olmaz ki? Tabii...
Evet, anlatmaya çalıştığım üzere kimi baba hayranlık uyandırsa da bünyede; kimi hayal kırıklığı yaratabiliyor. E, o da baba, o da baba... 
Kötü biri olmadığı sürece seveceğiz adamceğizi varlığından ötürü. 
(Kötü göreceli ama ben burada; vuran-kıran-çalan-çırpan-söven-döven, evinin ve evdekilerin rızkını evin dışına ve dışındakilere sorumsuzca harcayan, çocuğuna farklı ve pis gözlerle bakan, eşini-evladını hiçe sayan, bildiğin kötülerden bahsediyorum) 
Tabii canım, olan var, bulamayan var. Allahallah ya...



Efenim, baba dediğinde nihayetinde etten kemikten bir insan dedikdi ya; onlara çemkirirken de şöyle bir düşünüp taşınmak lazım demek istiyorum ben. Hatta dedim bile.
Hep bir beklenti içindeyiz ya adamceğizlerden? İsteklerimizi yerine getirirse pek şeker, yok beklentilerimizi karşılamazsa ondan gıcığı yok?! Olmaz! Tabii...

Anne başka, baba başka anacım. Babamızdan, annemizden aldığımız şeyleri talep edemeyiz. Biri kadın, biri erkek en başta. Farklı iki cins. Baba, babadır. Anne kadar ıscacık olamayabilir, normaldir.

“Benim babam, senin babanı döver” demenin bir manası yok. O senin baban, öbürü de diğerinin babası. Karşılaştırma yapamazsın. 
Aman efenim işte; “Falancanın babası şöyle yapabiliyor, çocuğuna şunu alıyor, şöyle yeteneği var, sen niye böylesin?” denmez babaya, yazık adama ya...



Hem ne dedik; sonuçta o bir erkek! Ve toplumumuzda erkeklerden beklentiler çok fazla. Hatta lüzumsuz,abes,itici bile olabiliyor bazen. ‘Erkekler ağlamaz!’ kuralı var mesela? Peh...Öyle bi’ ağlar ki. Tabii canım, onun da canı var dedik ya. Ha, öyle bir yeteneği yoktur, zorlanır gözyaşı dökmekte, eyvallah. Ama onun dışında ağlamalı elbette ki erkek de. Hele ki baba ağlarsa, güçsüz addedilir hemen. Niyeküne? Babalar da ağlar üzüntüden ya da sevinçten. O kadar! Ama yazık tabii ne analar ne babalar üzüntüden ağlamasın!

Babamıza ‘mükemmel’ sıfatını yapıştırmak da bazen yorucu olabilir onun için. Her şeyi doğru yapan, yıkılmadan ayakta duran, korkusuz, hep güçlü görülen olduğu için adamceğize arada bir yanlış ya da eksik yapma lüksü vermiyoruz böyle olunca değil mi? Bırakalım, acık da o bize yaslansın düşmemek için?! Mahsuscuktan izin verelim, o bizim çocuğumuz oluversin arada bir?!



Her baba mıncık mıncık sevgi gösterisi yapamaz.
 “Babam beni bir kez bile kucaklamamıştır, bir kerecik sarılıp öpmemiştir, şöyle yapmamıştır, böyle davranmamıştır...” dediğimiz olur bazen ya? Hah... Bu, babamızın bizi sevmediği anlamına gelmez. Gelmez tabii kızım, Allahallah... Herkes sevgisini farklı türlerde gösterir. Bize ‘göstermiyor’ gibi gelebilir ama kendi tarzında eminim bi’şeyler yapıyordur. Ne bileyim; her şeyine bir kusur bulup çemkiriyordur belki? Bir şeyi de beğenmiyor, bizi tembellikle suçluyor, tavlayı koltuğumuzun altına sıkıştırırken; “N’aber koçum... Aldın mı dersini?” diyordur belki de? Rakı masasında; “Hadi, hadi sen de al bir kadeh de içelim karşılıklı!” diyerek bizi şaşırtırken o kadar da sıkıcı biri olmadığını arkadaşça takılıp gösterirken subliminal veriyordur sevgisini? Vesaire, vesaire...

Adamceğizin bedenen ve ruhen hastalanmasını istemiyorsak, evin ve bizim bakımımızı sağlamasının onda endişe yaratmasına izin vermemeliyiz bence. Böyle öğrenilmiş ve öğretilmiş lakin onlar zaten ellerinden geleni yapıyorlar. Tökezledikleri yerde, manevi anlamda çöküşlerini engellemek de bizim elimizde. Bir şeyimiz de eksik oluversin anacım, n’olacak yani? İlerde büyüyüp, çalışıp kendimiz alırız, yaparız. O da mı zor? Babamızın mutluluğundan daha mı önemli yani? Hah... Aferin.



Bazı babalar, çocuklarını (ki yaşı kaç olursa olsun hep çocuktur onlar için evlatları) hayatın sert ve eğri büğrü yollarında rahatça ve korkmadan yürüyebilsinler diye, yine hayatın kendisi gibi ‘sert’ yetiştiriyor olabilirler. Onlara kızmamak lazım. Hayata hazırlıyor işte seni kendince, n’apsın adam? O da öyle görmüş, öyle öğrenmiş belki. İdare et...

Anneye anlatılabilen çoğu şey, babaya anlatılamayacak olan şeylerdir. Çünkü baba nedensizce (!) kızabilir, manasızca bağırabilir, gereksizce azarlayabilir, beyinsizce anlamayabilir bizi?! Di mi? Yani biz böyle düşünürüz bu gibi durumlarda. Hiç bir şeye izin vermez, her bir şeyi yasaklar, hep ‘hayır’ der! 
Du bakim, hakkat öyleler yav... Ehe... Yok, yok. 
Adam bizden daha çok yaşamış, deneyimlemiş hayatı da ondan böyle davranıyor şekerim. Tecrübe etmiş her bir şeyi. Bi’ bildiği var ki söylüyor. Dinlemek lazım...

Yorgun olur genelde babalar. İşten gelmiştir ve acık huzur, bi tutam sükunet, az biraz da kendine kalmak istiyor olabilitesi yüksektir bazen ruh hallerinin. Halden anlamak lazım. Zaten binbir türlü insanla uğraşmıştır tüm gün, laf anlatmaya çalışmıştır bazı mal'lara, falan filan. Eve geldiğinde hiçbir şey yapmadan sadece yemek yiyip, ayaklarını uzattığı Tv karşısında sızıp kalmak istiyor olabilir. Olmasa iyi ama olabilir. Böyle durumda biraz kendine bırakmak gerekebilir ‘baba’ canlısını. Dinlenince tekrar çevrimiçi olacaktır nasılsa?!





Takdir etmeyi bilmeliyiz babamızı. Ne kadar iyi ve tatlı olduğunu, bizim için ne güzel şeyler yaptığını, yeteneklerini, fedakarlıklarını, komikliklerini, sakarlıklarını, varsa sanatını veya zanaatini, uykusuz ve yorgun günlerini bildiğimizi ve bunlar için ona minnettar olduğumuzu söylemeliyiz sık sık.
Teşekkür etmeliyiz bizim dünyaya gelmemizi istediği ve bize kendisiyle tanışma fırsatı verdiği için. Bizim için sadece var’lığının yettiğini, aldığı her nefese kurban olduğumuzu dile getirmeliyiz hep.



Çok "Baba"Adamdır onlar be! Ne güzeldirler. Ne tatlıdırlar. Ne gıcık ve babacandırlar. Ne sinirli ve sevimlidirler. Ne sessiz ve içtendirler.
                                Ne huysuz ve şirindirler.



                          Baba... Ne güzel bir kelime değil mi?


'Yılın Babası' seçtiğim adamceğizin fotoğrafıyla bitirelim istiyorum yazımı. Aslında bitsin istiyor değilim de... Güzel şeyler çabucacık bitiveriyor ama n'aparsın işte?!

N'aparsın be ya? Ne aldın babana bu yıl? Alma bi'şey, öyle maddiyatla olacak şey değil 'sevgi' dediğin. Tabii... Yani çok istiyorsan al da, gerek yok yani. 'Babalar Günü', vs. hep tüketim çılgınlığına teşvik anacım. 
He, piyasa canlanıyor, he esnafın yüzü gülüyor, he he... Ama gel gör ki yılda bir aranan, özlenen, sesi işitilen, yüzü görülen babalar için öyle olmuyor. Ya da hediye aldı diye daha çok sevecek değil çocuğunu?!

Baba ve anneler için en büyük ve en önemli hediye, çocuklarından alacakları sevgi-saygı-ilgi ve şefkattir. Vallahi bak...
'Ben severim de, sayarım da, hediyemi alırım da...' diyorsan illaki, al tabii. Keyfine kalmış. 



.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.

DİPNOT:

"Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz! (Gerçi ben 'Roma' diyorum)... ..."
dediydim yazının başlarında hani? Hah...
O sözün doğrusu böyle değil tabii. Lakin 'Ana' olayına uysun diyerek, herkesçe 'doğru'sunun böyle olduğu sanıldığı gibi kullandımdı.
Ama en bi' doğrusunu da belirtelim ki; öğrenelim, öğretelim, bilgiyi paylaşalım güzelleşelim, di mi ya? 

Şimdi efenim... 

Ana (Anne) değil; Ane. 
Ane, Bağdat yolundaki çılgın bir uçurumun adı. 

Yar (sevgili) değil; yar (uçurum)

Hani Bağdat, zamanında bilimin en gelişmiş merkezi imiş ya? Oraya ulaşmak için, acayip çılgın ve maceralı uçurumlu yollardan geçmek gerekiyormuş anacım.
İşte bu bağlamda söz aslında;

"Ane gibi (tehlikeli) uçurum, Bağdat gibi (muhteşem) memleket olamaz. Bilgiye ulaşmak işte böyle zor!" gibi manalara gelmekte.


.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.





Nerde kalmıştık? Hah...


                                          İşteee 
                                       Yılın Babası




Yazık kız, kötü niyetli biri değil de sankim acık aklı evvel mi ne? 
Ya da yepisyeni baba oldu da, ne yapacağını bilemiyor. 
Veya ne derece seviyorsa çocuğunu artık, nerelere koyacağını bilemedi? 
Dışarı çocuğuyla birlikte çıktığını unuttu. Sırtındakini de sırt çantası zannediyor yavrum...
Olabilir de olabilir...
Olumsuz düşünmeyelim hemen ツ 



`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´


It's a wise father that knows his own child / W.Shakespeare


`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´`*:•.☆  ༻༺   ☆.•:*´



                        Ne babalar var be ya, bak bak...





































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

Bendeniz

Fotoğrafım
Yazıyorum, paylaşıyorum... Hayatın sevmek ve inanmak olduğunu düşünüyorum... Az ve öz dostum ile kitaplarım olduğu sürece benden mutlusu yok... Dünyalıyım... İçi-dışı bir, özü-sözü bir olmak, istediğim...

Hürriyet Spoa

Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe

Hürriyet